AKAN KANI ANCAK TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ DURDURUR

Bugün dünyanın bazı bölgelerinde Müslümanlar zor durumda yaşamaktadır. Örneğin Çin'in en batı noktasında yer alan Doğu Türkistan'da Müslüman kardeşlerimiz yaklaşık 60 yıldır türlü işkencelere maruz kalıyorlar ve akıl almaz baskı altındalar. 1965'ten sonraki katliamlarla birlikte, öldürülen Doğu Türkistanlı sayısı 35 milyon gibi inanılmaz bir rakam.

Filistin'de Müslümanlar yarım asrı aşkın süredir katlediliyorlar. Kendi topraklarında sürgün hayatı yaşıyorlar. Irak'tan hemen her gün ölüm haberi geliyor. Kerküklü kardeşlerimiz ölüm korkusuyla yaşıyor. Kırım'da Müslümanlar zorluklar altında varlıklarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Afganistan'da neredeyse hergün Müslüman kanı dökülüyor, Pakistan'da binlerce Müslüman kendi ülkesinde mülteci konumuna düştü. Yakın geçmişte Bosnalı Müslümanlar tüm dünyanın gözü önünde, Avrupa'nın ortasında, acımasızca soykırıma tabi tutuldular. Pek çok ülkede hapishaneler, düşüncelerinden ve inançlarından dolu tutuklanmış olan Müslümanlarla dolu. Bu acıların, bu katliamların, bu sıkıntıların, bu çilelerin hiçbiri yeni değil. Müslümanlar, neredeyse yüzyıldır baskı altında acımasızca eziliyor. Bu fitnenin son bulması, akan kanın durması ise ancak Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıyla mümkündür. Filistin'i, Irak'ı, Afganistan'ı, Doğu Türkistan'ı, Kırım'ı, Kerkük'ü, Moro'yu kurtaracak açık, net ve tek çözüm Türk-İslam Birliği'dir.

Artık daha fazla Müslüman kanı akmaması, İslam ülkelerindeki fakirliğin ve yokluğun son bulması, Türk-İslam coğrafyasındaki kargaşa, anarşi ve terörün tam anlamıyla ortadan kalkması, huzurlu, güvenli, müreffeh, aydınlık bir medeniyet inşa edilmesi için Türk-İslam Birliği'nin kurulması şarttır. Birlik olmayan İslam aleminin, zarar gören Müslümanları koruması ve kollaması mümkün olamaz. Ama 1 milyarı aşkın nüfusuyla İslam alemi birlik olduğunda, dünyanın herhangi bir köşesinde tek bir Müslümanın parmağının ucu dahi zarar görmez. İslam ahlakının özünde birlik vardır. Allah Kuran'da "... Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur." (Enfal Suresi, 73) ayetiyle yeryüzünde bozgunculuğun son bulması için iman edenlerin birbirleriyle dost olmaları, ittifak etmeleri, birlik ve beraberlik içinde olmaları gerektiğini bildirmiştir. Tüm Müslümanlar bu emre uymakla sorumludur. Türk-İslam dünyasının bu birliği istemesi lazımdır. Birlik istemeyen ayrılık istiyor demektir ve ayrılığın Türk-İslam dünyasına hiçbir faydası yoktur. Müslümanların gücü, kuvveti ve menfaati birliktedir.

Çin, Temmuz 2009'un ilk günlerinden itibaren tüm dünyanın gözü önünde, Doğu Türkistan'da yaşayan Müslümanlara karşı yeni bir katliama girişti. Doğu Türkistan'da yaşanan bu son katliam, Çin tarafından kendi iç güvenliğiyle ilgili bir sorunun yatıştırılması gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa, bu son derece yanlış ve yönlendirici bir bilgidir. Doğu Türkistan gençleri bir süredir, ucuz iş gücü sağlamak amacıyla çıkarılan kanunlara dayanılarak yaşadıkları yerlerden çıkarılmakta ve başka eyaletlere götürülerek oralarda çalıştırılmaktadır. 26 Haziran gecesi, Guandong Eyaleti'nin Şaoguan şehrindeki bir fabrikada çalıştırılan 600 Uygur Türkü saldırıya uğramış, kaldıkları yatakhane basılarak sabaha kadar dövülmüşlerdir. Bu baskın neticesinde yaklaşık 60 Uygur Türkü hayatını kaybetmiştir. Uygur Türklerinin bu olayı kınamak ve saldırganların bulunarak adalete teslim edilmelerini sağlamak için yaptıkları gösteri ise Çin yönetimi tarafından büyük bir katliama dönüştürülmüştür. (Yenişafak, 10.07.09, Türkiye, 01.07.09, Radikal, 09.07.09, Yeni Şafak, 08.07.09, Yenişafak, 10.07.09)


Çin zulmünü durdurmanın ve kesin netice alınmasının tek yolu da Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıdır. Birlik olmuş bir Türk-İslam alemi, son derece caydırıcı ve etkili bir güce sahip olacaktır.


İstila, tahakküm ve zorlamalar bölgeye sadece huzursuzluk, kargaşa, kin ve nefret getirmiştir. Bu tür yöntemlerle milletleri sömürme devri artık kapanmıştır. Dolayısıyla Çin, Doğu Türkistan halkının kendi kendini yönetmesine izin verse ve ekonomik bağımsızlık hakkı tanısa bundan Çin'in de son derece büyük çıkarı olacaktır. Kendi sınırları içinde rahatça üretim yapan, özgürce yaşayan, korku ve baskının etkisinden kurtulmuş bir Doğu Türkistan, Çin için yeni bir atılım merkezi olabilecektir.

Bu hakların Doğu Türkistan halkına verilmesi ise büyük bir güç ve otorite sahibi olan Türk-İslam Birliği sayesinde mümkün olabilir. Böyle bir gücün garantörlüğü olursa Çin de ülkesinde yaşayan milyonlarca Müslüman ile ilişkilerini kuvvetlendirecektir. Kalben Türk-İslam Birliği'ne bağlı bir Doğu Türkistan'ın Çin'e karşı düşmanca bir tutum sergilemeyeceği, başkaldırmayacağı, Çin'in süper bir güç haline gelmesi için dostane katkıda bulunacağı konusunda Çin yönetimi ikna edilmeli ve güvenleri sağlanmalıdır.

Dünyanın ihtiyacı olan şey barış, sevgi, yardımlaşma ve adalettir. Kurulacak olan Türk-İslam Birliği'nin yeryüzünde üstleneceği misyon işte budur. Bu birlik; düşmanlık yapmak, intikam almak veya bir tehdit unsuru olmak için değil, dünyada barışın tesisi için var olacaktır. Bu birlik, "herkes bize tabi olsun, geri kalanlar da köle gibi olsun" anlamında ezmeye ve tahakküme dayalı bir birlik değildir.

Türk-İslam Birliği, bir sevgi birliğidir. Muhabbet birliğidir, gönül birliğidir. Bu birliğin temeli, sevgi, fedakarlık, yardımseverlik, merhamet, hoşgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Ayrıca insana saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya ulaşmak birliğin hedefidir. Birliğin kurulmasıyla, sadece Türk toplumları ve Müslümanlar değil, tüm dünya aydınlığa kavuşacaktır.

Türk-İslam Birliği, ibadet, inanç, düşünce ve ifade özgürlüğünü tam anlamıyla sağlayacaktır. Her dinin mensubu dilediğince ibadetini yapabilecek, kendi dinince kutsal sayılan her yeri ziyaret edebilecek, her düşünceden ve inançtan insanın malı, canı, namus ve şerefi Türk-İslam Birliği'nin güvencesinde olacaktır.

 

BİRLİK OLMAK TÜRK-İSLAM DÜNYASINA MÜTHİŞ BİR GÜÇ KAZANDIRACAKTIR

Türk-İslam alemi birlik olduğunda, Müslümanların ezilmesi, hor görülmesi, baskı altına alınması, zulme uğratılması,katledilmesi gibi bir ihtimal olmayacak, kimse bunu aklından dahi geçiremeyecektir.

Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıyla, Amerika, Avrupa, Çin, Rusya, İsrail kısaca tüm dünya rahatlayacaktır. Terör sorunu son bulacak, hammadde kaynaklarına ulaşım garanti altına alınacak, ekonomik ve sosyal düzen korunacak, kültürel çatışma tamamen ortadan kalkacaktır. Amerika askerlerini topraklarından binlerce kilometre uzağa göndermek zorunda kalmayacak, İsrail duvarlar arkasında yaşamayacak, Avrupa Birliği ülkeleri ekonomik herhangi bir engelle karşılaşmayacak, Rusya güvenlik endişesi duymayacak, Çin hammadde sıkıntısı çekmeyecektir.

Türk-İslam Birliği, Müslüman alemini kalkındıracaktır. Oluşturulacak İslam Ortak Pazarı sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir. Ticaret alanı genişleyecek, tüm Müslüman ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek, bu, Müslüman ülkelerdeki sanayileşme sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır. Ekonomisi güçlü bir Türk-İslam alemi, Batı dünyası ve diğer toplumlar için de önemli bir refah kaynağı olacaktır. Bu toplumlar karşılarında güven içinde, tedirginlik duymadan iş birliği yapabilecekleri, ticari faaliyet içinde olabilecekleri bir güç bulacaklardır. Ayrıca Batılı kurum ve kuruluşların sürekli olarak bu bölgelerin kalkınması için aktardıkları fonlara da gerek kalmayacak, bu fonlar dünya ekonomisinin güçlenmesi için kullanılacaktır.


Medeniyetler çatışması senaryolarının aksine bu birlik medeniyetleri birbirine yaklaştırabilecektir. Sonuçta birliğin getireceği ortamdan tüm dünya istifade edecektir.

Türk-İslam Birliği'nin kurulması için bugün hiçbir engel bulunmamaktadır. Sadece birlik olmayı istemek gereklidir. Samimiyetle bu birlik istenmeli, tüm Müslümanlar birbirlerine sevgiyle, anlayışla, tevazuyla, şefkatle ve merhametle yaklaşıp, birbirlerinin kardeşleri olduğu gerçeğini unutmadan hareket etmelidirler. (http://www.turkislambirligi.com)


DOĞU TÜRKİSTAN'DA, UYGURLAR VE ÇİNLİLER BİRARADA HUZUR İÇİNDE YAŞAYABİLİRLER

Bugün Doğu Türkistan'da etnik bir çatışma körüklenmeye çalışılarak son derece tehlikeli bir oyun oynanmaktadır. Doğu Türkistan'da yaşayan Müslüman kardeşlerimiz, yaklaşık 60 yıldır çeşitli zorluklara göğüs germektedirler, ama hiçbir zaman şiddetten, kargaşadan yana olmamışlardır. Uygur Türkleri efendiliğiyle, dürüstlüğüyle, sabrıyla, yatıştırıcı olmasıyla, devlete itaatiyle, mütevaziliğiyle, sadakat ve vefasıyla ün kazanmış asil bir halktır. Bu güzel insanlar, İslam ahlakının gereği olan affedicilik, barışseverlik, sevecenlik, farklı düşüncelere ve inançlara saygı göstermek, insanları ırklarına göre değil ahlaklarına göre değerlendirmek gibi güzel hasletlere sahiptir. Dolayısıyla, bölgede yaşayan diğer halklarla özellikle de Han Çinlileriyle hiçbir zaman etnik kökene dayalı bir çatışmaları olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Uygur Türkleri, Doğu Türkistan topraklarında her dinden, her etnik kökenden ve her düşünceden insanın birarada, birbirlerinin yaşam haklarına saygı duyarak, huzur ve güven içinde yaşayabilecekleri bir ortam istemektedir. Bunun sağlanabilmesi için izlenmesi gereken önemli yollardan bazıları şunlardır:

1. Uygur Türklerinin barıştan ve huzurdan yana olduğu açıktır. Ancak bölgede sükunetin sağlanabilmesi, Uygurlu kardeşlerimizin güvenliğinin garanti edilmesiyle mümkündür. Bu hususta uluslararası camiaya önemli sorumluluklar düşmektedir. Uygurlu kardeşlerimizin ve Çinli kardeşlerimizin kardeşçe birarada yaşama imkanının sağlanması ve bazı Han Çinlilerinin aşırılıklarının engellenmesi için uluslararası toplulukların ve kuruluşların gerekli desteği vermesi gerekir. BM başta olmak üzere bu kuruluşların Çin yönetimi üzerinde oluşturacakları demokratik baskı, Çin Hükümeti'nin Uygurlu kardeşlerimizin sorunlarına ve haklı taleplerine karşı daha barışçıl, insan haklarına saygılı, özenli bir yol izlemesini sağlayacaktır. Gerekli teşvik ve yönlendirmeler yapıldığında, uluslararası camianın garantör bir tavrı olduğunda bölgede sükunetin sağlanması daha kolay olacaktır.

2. Çin'in ulusal ve ekonomik menfaatlerini koruma duygusu içinde olması doğaldır. Ancak baskıyla, zorla ve tahakkümle bu sağlanmaz. Çin'i müreffeh kılacak, ekonomik ve sosyal kalkınmasını sağlamlaştıracak olan yol, insan haklarına saygılı, demokrat, sevecen, fikir ve inanç özgürlüğünü koruyan bir anlayış içinde olmasıdır. Çin'in enerji kaynaklarına ulaşamamak, ekonomik yönden kayba uğramak, topraklarını kaybetmek, dağılıp parçalanmak gibi korkularını tam anlamıyla bertaraf edebilecek tek çare ise Türk-İslam Birliği'nin kurulması olacaktır. Türk-İslam Birliği sınırların kalktığı, ticaret ve yatırım özgürlüğünün olduğu, enerji kaynaklarına tüm toplumların eşit olarak ulaşabildiği bir ortam sağlayacaktır. Böylece Çin yatırımlarını, Tanzanya'dan Endonezya'ya kadar çok geniş bir alana yayabilecek, mallarını dev bir coğrafyada satabilecek, Müslümanlar Çin'de çok büyük yatırımlar yapabileceklerdir. Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıyla ekonomik yönden hızla kalkınacak olan Çin, vatandaşlarını ucuz işgücü olarak kullanmak zorunluluğundan da kurtaracak, Çin'in her yerine bolluk ve bereket gelecektir.

3. İslam barış dinidir. İslam'da her türlü şiddet haramdır. Allah Kuran'da Müslümanlara affedici olmayı emretmiştir. Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'e tabi olan bir Müslüman barışsever, sevgi dolu, şefkatli, merhametli, sabırlı, itidalli olmakla yükümlüdür. Kuran ahlakı Müslümanları öfkelerini tutup yenmekle, kötülüğe karşı iyilikle cevap vermekle, her zaman güzel sözlü ve tavırlı olmakla, en kötü koşullarda dahi bağışlamakla, kendi aleyhine olsa bile adaletli davranmakla yükümlü kılmıştır. İslam ahlakının öğrenilmesi ve yayılması Çin için büyük bir güzelliktir. Eğer Çin hükümeti, kendi ülkesinde Han Çinlilerinin terör eylemlerinde bulunmasından korku duyuyor, şiddetin ve anarşinin olmamasını istiyorsa, İslam ahlakının anlatılmasını ve öğretilmesini teşvik etmelidir. Kuran ahlakını gereği gibi yaşayan insanların olduğu bir Çin'de, askeri yığınaklar yapmaya ve güvenlik tedbirleri almaya gerek kalmaz. Kargaşa tamamen durur, tedirginliklerin hepsi son bulur. Silahlara milyonlarca dolar yatırım yapmadan, binlerce istihbarat personeli görevlendirmeden, vatandaşlarının zenginliğine harcanacak parayı askeri yatırımlara harcamadan birbirine güvenen, birbirine saygılı, birbirine anlayışla yaklaşan, devletine son derece bağlı ve saygılı bireylerin yaşadığı huzurlu bir toplum oluşur. Çin devletinin istediği düzen ve denge de doğal olarak sağlanır.

4. Uygurlu kardeşlerimizin insani koşullara sahip olma, dinlerini özgürce yaşama, ibadetlerini diledikleri gibi yerinegetirebilme, kültürlerini koruma, varlık haklarını devam ettirme taleplerinin hepsi haklı ve insani taleplerdir. Bu talepleri gerçekleştirmenin en etkili yolu ise, Uygur halkının büyük bir kültürel atılım yapması, anti Darwinist, anti materyalist eğitimle kendilerini çok iyi yetiştirmeleri, ekonomik güçlerini artırmaları, manen ve madden çok güçlenmeleridir. Uygur Türk halkı, geniş Çin coğrafyasında Müslümanların ve İslam dininin en önemli temsilcisi olduklarını unutmamalıdır. Efendilikleriyle, asillikleriyle, tevazularıyla, dengeli ve itidalli olmalarıyla Çin halkına örnek olmalıdırlar. Kültürel yönden kendini çok iyi yetiştirmiş, maddi olarak güçlenmiş bir Uygur halkının hem kendi haklarını koruma imkanlarının hem de İslam ahlakını anlatma ve yayma imkanlarının çok geniş olacağı açıktır. Allah'tan çok korkan, Allah'ı çok seven, milli kültürlerini çok iyi muhafaza eden, anti Darwinist, anti materyalist, birbirlerini çok seven, Kuran ahlakını mükemmel uyguluyan, barıştan, sevgiden, hoşgörüden, merhametten yana olan bir Uygur toplumunun geleceği Allah'ın izniyle çok aydınlık ve güzel olacaktır.

İçinde bulunduğumuz dönem Hz. İsa (as)'nın yeniden dünyaya geleceği ve Hz. Mehdi (as)'nin zuhur ettiği, çok mübarek bir dönemdir. Artık savaşların, çatışmaların son bulacağı, silahlanmanın sona ereceği, insanların birbirlerini seveceği, kardeşçe kucaklayacağı, birbirlerine güveneceği, güzel ahlakın hakim olacağı dönem gelmiştir. Bu Allah'ın kaderidir. Bu güzel kader Çin'de de tecelli edecek, Çinlilerin ve Uygurların birarada dostça yaşayacağı, hep beraber zenginliğe kavuşacağı, neşeyle, sevinçle, güzellikle aydınlık bir medeniyet inşa edeceği bir dönem olacaktır.

 

TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ NEDEN ACİLDİR?

Türk-İslam dünyasının geleceğinin dünya barışını ve güvenliğini doğrudan ilgilendirdiği, günümüzde pek çok düşünür tarafından ifade edilmektedir. Türk-İslam dünyası yaklaşık 1.5 milyarlık nüfusu, sahip olduğu yer altı zenginlikleri ve coğrafyasının stratejik önemi ile büyük bir güçtür.

II. Dünya Savaşı'na kadar çoğunluğu sömürge idaresi altında bulunan Müslüman ülkeler, II. Dünya Savaşı'ndan sonra bağımsızlıklarını kazanmışlar ve bu durum, dünya siyasetinde önemli değişimlere sebep olmuştur. Türk-İslam dünyasındaki asıl değişim ise Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte yaşanmıştır. Bu tarihten sonra Türk-İslam dünyası, Arnavutluk ve Bosna'dan Çeçenistan ve Tacikistan'a uzanan bir Avrasya coğrafyası haline gelmiştir. Bu süreç içinde, Müslümanların yerleşim yapılarında yaşanan değişim de Türk-İslam coğrafyasını etkilemiştir.

20. yüzyılın başına kadar, Müslümanlar -kısa dönemli işgaller hariç genellikle Türk-İslam topraklarında yani idaresi altında yaşamışlardır. 20. yüzyılın ilk dönemlerinden itibaren ise, Avrupa ülkelerine ve Amerika'ya göç etmişler ve bu topraklarda önemli bir nüfus haline gelmişlerdir.

Bugün Amerika'da ve pek çok Avrupa ülkesinde İslam en hızlı yükselen din konumuna gelmiş, Müslümanların sayısında yaşanan artış sosyal ve siyasi hayatta etkili bir rol üstlenmelerini sağlamıştır. Böylece Türk-İslam coğrafyası, sadece nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ya da Müslümanların idaresi altında olan ülkelerle sınırlı olmayan bir coğrafya haline gelmiştir. Bu gelişme, Türk-İslam dünyasına önemli avantajlar sağlarken, bir an önce çözüme ulaştırılması gereken sorunları da beraberinde getirmektedir.

Türk-İslam Dünyasını Temsil Eden Bir Merkez Bulunmamaktadır

Bugün Türk-İslam dünyasının durumu değerlendirildiğinde ilk dikkati çekecek özelliklerden birisi, Müslümanların kendi aralarındaki iletişim kopukluğudur. Yakın geçmişte, İran-Irak Savaşı, Irak'ın Kuveyt'i işgali, Pakistan-Bangladeş Savaşı gibi Müslüman ülkeler arasında geçen savaşlar yaşanmıştır. Müslüman ülkelerde çoğunlukla etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle yaşanan iç savaş ve çatışmalar da örneğin Afganistan'da, Yemen'de, Lübnan'da, Irak'ta veya Cezayir'de olduğu gibi- Müslümanlar arasındaki birlikteliğin olması gereken noktanın çok uzağında olduğunu göstermektedir. Türk-İslam dünyasının kendi içinde birlikteliğini sağlayamamış olması, bir çok Müslüman ülkenin geri kalmasına sebep olmuştur. Türk-İslam dünyası geniş maddi kaynaklarına ve insan potansiyeline rağmen bilimde, teknolojide, sanatta ve eğitimde istenen seviyeye gelememiştir.

Bu sebeple, Türk-İslam dünyasında ülkeler arasındaki kopukluğu giderecek, anlaşmazlıkları çözecek, sosyal, siyasi ve ekonomik işbirliğini sağlayacak bir merkeze şiddetle ihtiyaç vardır.

Türk-İslam dünyasının dört bir yanında birbirinden son derece farklı dini yorumlar, görüşler ve modeller hakimdir. Neyin gerçekten İslam'a uygun neyin de aykırı olduğunu belirleyecek, bu konuda dünya Müslümanlarının geneline yön verecek, onları uzlaştırabilecek bir merkez de yoktur. Örneğin Katoliklerin Vatikan'ı, Ortodoks Hıristiyanların Patrikhaneleri bulunurken, Türk-İslam dünyasında dini ve sosyal konularda birlik oluşturacak bir merkez bulunmamaktadır.

Oysa İslam ahlakının özünde birlik vardır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in vefatının ardından, İslam dünyası hep Hilafet makamı tarafından yönlendirilmiş, bu makam Müslümanların sosyal ve dini konulardaki yol göstericisi olmuştur.

Günümüzde de Türk-İslam dünyasına rehberlik edecek, güncel sorunların çözümünde etkili olacak çağdaş bir merkeze şiddetle ihtiyaç vardır. Demokratik esaslara ve hukukun üstünlüğü prensibine dayanan karar alma mekanizmalarının oluşturulması ancak Türk-İslam Birliği'nin sağlanmasıyla mümkün görülmektedir.

Böyle bir birlik, anlaşmazlıkların, çatışmaların ortadan kaldırılmasında, üye ülkeler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinde ve Müslümanların birlikte hareket etmelerinde önemli bir görev üstlenecektir.

Bugün 56 Müslüman ülkenin üye olduğu İslam Konferansı Örgütü, Müslümanları çatısı altında toplayan üye sayısı ve üyelerinin coğrafi dağılımı açısından- en büyük Müslüman örgüttür. Bu örgüt dışında da, ortak coğrafyalarda yaşayan Müslüman ülkeler arasında çeşitli ticari ve askeri iş birlikleri bulunmakta, bölgesel ittifaklar kurulmaktadır. Bunların her biri birlik ve dayanışma ruhunu geliştirme açısından önemli adımlardır. Ancak Türk-İslam dünyasının, daimi kurumları bulunan, bağlayıcı kararlar alma yetkisine sahip, ortak politika geliştirebilecek ve bunları kararlılıkla uygulayacak, tüm Müslümanların ortak sesi olacak, yalnızca belirli bölgelerin değil tüm Türk-İslam dünyasının sorunları ile ilgilenip bu sorunlara çözüm üretecek daha kapsamlı bir birliğe ihtiyacı vardır.

Yeryüzünde Suni Bir "Medeniyetler Çatışması" Oluşturma Çabası Vardır

Türk-İslam dünyası askeri, siyasi ve ekonomik olarak tek blok olmak zorundadır. Kendi içinde beraberliği sağlamış bir Türk-İslam dünyası, dünya barışının da güvencesi olacak, bazı radikal unsurlar ve "medeniyetler çatışması"ndan yana olanlar, teorilerine gerekçe olarak öne sürebilecekleri ortamı bulamayacaklardır. Özellikle belirtmek gerekir ki, çözümlerin ivedilikle hayata geçirilmesi son derece önemlidir. Çünkü Türk-İslam dünyası ile Batı dünyası arasında her geçen gün suni bir "medeniyetler çatışması" oluşturulmaya çalışılmaktadır. Türk-İslam Birliği'nin kurulması ile birlikte bu tehlike tamamen ortadan kalkacaktır.

Tarihte yaşanan tecrübeler açıkça göstermektedir ki, farklı medeniyetlerin bir arada yaşaması, bir gerilim ve çatışma nedeni değildir. Buna rağmen, günümüzde hoşgörü ve uzlaşma yerine, hem Batı'da hem de İslam dünyasında, düşmanlık ve çatışmayı seçmek isteyenler vardır.

Bugün farklı dinlerden insanların birbirlerini öldürmesi ve yurtlarından sürmesi tamamen bir radikalizm yanılgısından başka birşey değildir. Özünde her üç dini de Allah yeryüzüne indirmiştir ve bu dinler insanlara barışı, sevgiyi ve kardeşliği emretmektedir. Bu sebeple, din adına ortaya çıkarak, yeryüzünde kargaşaya ve çatışmalara sebep olmak din ahlakının özünden tamamen uzaktır. Kutsal kitaplarda olmayan, sonradan dine ilave edilen bir takım yanlış inançlarla insanlara zarar vermenin dindarlıkla hiçbir ilgisi yoktur.

Allah insanlara kötülüğü ve bozgunculuğu emretmemiştir. Hiçbir toplumu diğerinden üstün tutmamış, üstünlüğün takvada (Allah'a karşı olan samimiyet ve içten bağlılıkta) olduğunu belirtmiştir. Allah Kuran'da insanlara şöyle buyurmaktadır:

"Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13)

Yeryüzünde bir kargaşa çıktığında, samimi dindarların vazifesi bu yangını söndürmek ve insanların mallarını, canlarını korumaktır. Yaşadığımız çağda, her üç dinin mensupları tarafından beklenen Hz. İsa Mesih (a.s) de yeniden geldiğinde yeryüzüne barışı, sevgiyi ve kardeşliği getirecektir.

Öyleyse, Allah'ın kutsal kitaplarda ve elçileriyle apaçık bir şekilde belirttiği barış ve sevgi hükümlerini yerine getirmek samimi dindarların sorumluluğudur. Bu barış ve huzur ortamının bir an önce yeryüzünde yaşanması için, özünde İslam ahlakını barındıran Türk-İslam Birliği'nin kurulması son derece acildir.

 

TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ MÜSLÜMANLARA NELER KAZANDIRACAK?

Birlik olmak, Allah'ın Müslümanlara emridir. Müslümanlar Rabbimiz'in bu emrini yerine getirdiklerinde, Türk-İslam aleminin yaklaşık bir asırdır yaşadığı tüm sıkıntılar sona erecek, eşi benzeri olmayan çok güçlü bir medeniyet inşa edilecektir.

Günümüzde dünya siyaseti, ülkelerin uluslararası bir birlik içinde yer almasını, ulusal güvenlik ve ekonomik çıkarlar açısından zaruri hale getirmiştir. Genelde coğrafi konumların temel alındığı bu devletler arası işbirliklerinde, yer altı kaynakları, ticaret alanları ve hatta kültürel değerler de önemli bir rol oynamaktadır. Aynı coğrafya içinde yer alan pek çok ülke, bu tarz uluslararası örgütlerin çatısı altında kaynaklarını birleştirmekte, ortak savunma paktları oluşturmakta, farklı alanlarda işbirliğine gitmektedir. Bu uluslararası kuruluşlarda barışın korunması, uyuşmazlıkların diplomasi yoluyla çözümlenmesi, ekonomik ve sosyal kalkınmanın sağlanması, insan hakları ve demokrasi gibi evrensel değerlerin korunması hedeflenmektedir. Benzer bir birlikteliğin Türk-İslam dünyası için de önemli faydaları olacağı açıktır. Türk-İslam dünyasında barış ve huzurun yerleştirilmesi ve refahın sağlanması için atılacak en önemli adım, Türk-İslam Birliği altında birleşmekle olacaktır.

Türk-İslam Birliği Barış ve Huzurun Teminatı Olacaktır

Türk-İslam dünyasının herhangi bir bölgesinde yaşanan sorun bütün bu coğrafyayı doğrudan etkilemektedir. Ortadoğu'da oluşan bir gerilimin, Kuzey Afrika'da etkisi hissedilir. Hazar'da yaşananlar Ortadoğu bölgesinin geleceğini etkiler. Basra Körfezi'nde meydana gelenler Güneydoğu Asya'yı doğrudan ilgilendirir.

Bu da, Türk-İslam dünyası coğrafyasının herhangi bir bölgesinde çatışma, sorun, gerilim varsa bunun rahatsızlığının tüm ülkelerde hissedileceği anlamına gelir. Ayrıca dünyada da siyasi ve ekonomik olarak bu gerginliklerin sonuçları hissedilir. Elbette aynı şey barış ve huzur ortamı için de geçerlidir. Uzun süreli gerginliklerin örneğin Arap-İsrail sorununun barışla neticelenmesinin, Türk-İslam dünyasına ve tüm dünyaya olumlu bir etkisinin olacağı açıktır.

20. yüzyıl boyunca Türk-İslam dünyasının büyük bölümü de uzun süren bir savaş, çatışma ve istikrarsızlık içinde kaldı. Bu dönem kaynakların boşa harcanmasına, ekonomik ilerlemenin neredeyse durmasına, yaşam standartının çok düşük düzeylere inmesine, hepsinden önemlisi milyonlarca Müslümanın hayatına mal oldu.

Günümüzde dahi bazı Müslüman ülkeler arasında anlaşmazlıklar devam etmekte, zaman zaman gerilim artmaktadır. Müslümanlarla Müslüman olmayan ülkeler arasındaki savaş ve çatışmalar da bir başka huzursuzluk ve istikrarsızlık nedenidir.

Sevgi ve kardeşlik temeli üzerine kurulacak olan Türk-İslam Birliği'nin tesis edilmesiyle birlikte Türk-İslam dünyası kendi arasındaki gerilimlere ve huzursuzluklara son verecektir. Müslümanlar birbirlerini kardeş olarak bilecek ve karşılaştıkları olumsuzlukları birlik ve beraberlik içerisinde ele alacaklardır.

Kendi aralarında oluşturacakları samimi ilişkiler ve yakın bağlantılar vesilesiyle olayların herhangi bir çözümsüzlüğe kaymasına izin vermeyeceklerdir. Ortak katılımla oluşacak merkezi karar organları tüm tarafların hakkını gözeterek sorunların hızlı ve kalıcı bir şekilde çözümlenmesini sağlayacaktır.

Böylelikle, on yıllardır sürüp giden anlaşmazlıklar ve çatışmalar bir anda son bulacak ve bölgeye barış ve huzur ortamı gelecektir. Elbette ki; Türk-İslam dünyasında sağlanacak bir barış ve sevgi ortamı bu bölgeyi ve dünyayı çok olumlu yönde etkileyecektir. Bu olumlu etkiler de, Allah'ın izniyle Türk-İslam dünyasına sayısız alanda sosyal ve ekonomik gelişmeleri de beraberinde getirecektir.

Farklı Kültürler Türk-İslam Dünyası İçin Kültürel Zenginliğe Dönüşecektir

Türk-İslam dünyası içindeki farklı kültürler ve etnik kökenler, barış ortamında birer zenginliğe dönüşecektir. Hoşgörü ve diyaloğun olduğu bir ortamda, insanlar daha açık fikirli ve daha üretici olacak, farklı kültürlerin harmanlanmasıyla çok zengin bir medeniyet inşa edilecektir. Bu büyük medeniyet, bilimde ve sanatta önemli gelişmeler yaşanmasına vesile olacak, bulunduğu coğrafyanın eskiden olduğu gibi yine tüm dünyaya ışık saçan bir nur haline gelmesini sağlayacaktır.

Barış ortamı sayesinde, Türk-İslam dünyasının birbirlerinin bilgi birikimi ve tecrübelerinden faydalanmaları mümkün olacaktır. Barış, Müslümanların her alanda güçlerini birleştirmelerine, birbirlerinin eksik yönlerini telafi etmelerine, dolayısıyla çok daha etkin olmalarına vesile olacaktır.

Barış, her ülkenin silahlanmaya ayırdığı bütçenin azaltılmasını, bu paranın toplumların refahı için harcanmasını sağlayacaktır. Tüm üye ülkeler ortak savunma paktının üyesi olacaklarından, daha az bütçe ile daha güçlü bir savunma ve korunma sağlanacaktır. Bu sayede silah sanayi ve teknolojisi için yapılan yatırımlar, sağlık, eğitim, bilimsel ve kültürel gelişme gibi alanlara kaydırılabilecektir.

Türk-İslam dünyasının bazı bölgelerindeki mevcut istikrarsızlık ve çatışmalar diğer ülkelere göçe neden olmaktadır. Pek çok doktor, mühendis, akademisyen, bilim adamı, düşünür ve yazar, ülkelerinde kendilerini güvende hissetmedikleri için Batı'ya göç etmekte ve çalışmalarına orada devam etmektedir.

Barış ortamı, Türk-İslam dünyasındaki iç gerginliklerin de ortadan kalkması ile birlikte iyi eğitim almış bireylerin göçünün engellenmesini ve bu kişilerin kendi ülkelerindeki ihtiyacı karşılamalarını sağlayacaktır.

Türk-İslam dünyasında inşa edilecek barış, diğer dünya ülkeleri için de örnek bir model olacaktır. Böylece, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan sorunlar Müslüman dünya örnek alınarak barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturulacaktır. Müslümanlar, gerçek Kuran ahlakı yaşandığında insanların huzura ve güvenliğe kavuşacaklarının canlı birer örneği olacak, insanlar İslam'ın barış ve esenlik dini olduğuna şahitlik edeceklerdir.

Türk-İslam Birliği Beraberinde Ekonomik Kalkınmayı da Getirecektir

Birlik, beraberlik, kardeşlik ortamı ile birlikte ekonomik kalkınma da hız kazanacaktır. Günümüzde bazı sınır problemleri başta olmak üzere Türk-İslam dünyasında sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunlar ekonomik istikrarsızlığı beraberinde getirmektedir. Örneğin, yer altı kaynaklarının çıkartılması, taşınması ve dünyaya ihracında güzergahın güvenli olması gerekmektedir. Oysa günümüzde bölgede yaşanan kargaşa ortamı ve siyasi istikrarsızlıklar Türk-İslam dünyasının zengin kaynaklardan yeteri kadar faydalanmasını engellemektedir.


Su kaynakları için de benzer bir durum geçerlidir. Ortadoğu'da su, anlaşmazlık konularının başında gelmektedir. Oysa Türk-İslam dünyasının birbirlerine desteği ve anlaşmazlıkların uzlaşma yoluyla çözümlenmesi ile bu sorunlar tamamen gündemden kaldırılabilir.

Ekonomik işbirliği, hem istikrarın sağlanması hem de kalkınma açısından önemlidir. Özellikle, Müslüman ülkelerde yaşanan yoksulluğun, eğitimsizliğin, gelir dağılım dengesizliklerinin ve diğer ekonomik ve sosyal sıkıntıların ortadan kaldırılmasında ekonomik birlik, ekonomik güç oluşturulacaktır.

Türk-İslam dünyası içerisinde birbirinden farklı ekonomiler ve doğal şartlar vardır. Bazı ülkelerin ekonomisi yer altı zenginliklerine (petrol zengini ülkelerde olduğu gibi) dayalı iken, bazılarının ekonomisi (coğrafi yapılarının elverişli olması nedeniyle) tarıma dayalıdır. Bu farklılık kısmi de olsa toplum yapıları için de geçerlidir. Kimi ülkelerde çoğunluk kırsal kesimde yaşarken, kimi ülkelerde şehir kültürü daha fazla hakimdir. Ancak bir ülkenin diğerini eksiklerini kapatacak şekilde desteklemesi, birinin diğerinin ihtiyacını karşılaması ve herkesin uzmanlaştığı konularda diğerlerine yardımcı olması ile bu farklılıklar önemli bir zenginlik kaynağına dönüştürülebilir. Bu da Türk-İslam Birliği ile sağlanabilir.

Yapılacak ortak yatırımlar ve ortak girişimler de bu noktada önemli bir adım olacaktır. Ortak girişimler sayesinde, hem ülkeler karşılıklı olarak birbirlerinin tecrübelerinden istifade edecekler, hem de oluşturulan yatırım sahaları tarafların ekonomileri için de gelir kaynağı olacaktır. Türk-İslam dünyasının birbirlerine ekonomik destek vermeleri, daha önce de belirttiğimiz gibi, İslam ahlakının bir gereğidir. İhtiyaç içinde olana yardım etmek ve sosyal dayanışma Müslümanların önemli özelliklerindendir. Toplum içindeki sosyal yardımlaşmanın toplumlar arası düzeyde de yürütülmesi gerekir. Böylece hem iş imkanları artacak hem de her iki toplumda da gelir seviyesi yükselmeye başlayacaktır.

Türk-İslam dünyasının imkanlarını ve gücünü birleştirmesini sağlayacak ortak girişimlerle, yüksek teknoloji ürünü olan pek çok malzeme Müslüman ülkelerde de üretilebilecektir. Oluşturulacak bir ortak pazar sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir. Ticaret alanı genişleyecek, tüm üye ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek, bu durum, ülkelerdeki sanayileşme sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır. Böylece, Türk-İslam dünyası ortak bir güç olarak hareket edebilecek ve küresel ekonominin önemli bir parçası haline gelecektir. Elbette ki Türk-İslam dünyasında sağlanacak ekonomik kalkınma ve refah ortamı bu bölgeyi ve dünyayı çok olumlu yönde etkileyecektir. (www.islamdaekonomi.com)


BİRLİK VE BERABERLİK TÜRK-İSLAM DÜNYASINI GÜÇLENDİRECEKTİR

Müslümanların birlik ve beraberlik ruhu içinde hareket etmeleri, Allah'ın Kuran'da bildirdiği ahlakın bir gereğidir. Müslümanlar bu gerçeği düşünerek birlik olmaya samimi niyet etmelidirler.

Türk-İslam coğrafyasında bugün çeşitli gerginlikler ve anlaşmazlıklar yaşanmakta, çatışmalar sürmekte, huzursuzluk ve tedirginlik artmaktadır. Türk-İslam dünyasında olması gereken birlik ve beraberlik ruhunun gereği gibi yaşanmıyor olması, hem birtakım sorunlara zemin hazırlamakta hem de mevcut sorunlara kalıcı çözümler oluşturulmasını zorlaştırmaktadır. Bu durumun son bulması, Müslümanların ve diğer tüm toplumların huzura, güvene ve barışa kavuşabilmeleri için, Türk-İslam dünyasında sağlam bir birliğin tesis edilmesi şarttır. Müslümanlar, Allah'ın Kuran-ı Kerim'de buyurduğu gibi, kardeş olduklarının şuuruyla hareket etmeli, bir ailenin fertleri gibi sevgi, saygı ve samimiyetle birlik olmalıdırlar.

Yüce Rabbimiz'in Kuran-ı Kerim'de buyurduğu, "İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur." (Enfal Suresi, 73) ayetinin emri, Müslümanların birbirlerinin velisi, yani koruyucusu ve dostu olmaları, birbirlerine yardım etmeleri ve birlik içinde hareket etmeleridir. Yüce Allah, bunun yapılmaması durumunda dünyada büyük karışıklıklar ve huzursuzluklar yaşanacağını bildirmektedir. İşte bu nedenle Müslümanlar Kuran'da bildirilen kardeşlik ve dostluk ruhuna uygun hareket etmeli, yaşanan büyük acıların önüne geçilebilmesi ve bunların tam anlamıyla son bulması için dayanışma içinde olmalı, birlik haline gelmelidirler. İçinde bulunulan koşullar, Müslümanların birlik olmasının zaruri olduğunu açıkça göstermektedir. Türk-İslam dünyası, ya birleşecek, barış ve refah ortamı oluşacak, huzur ve güvenlik tesis edilecek, aydınlık günler yaşanacak, ya da yaşanan olumsuzluklar ve acılar devam edecektir.

Yaşanan Sorunların Çözümü, Birlik ve Beraberlik İçinde Hareket Etmektir

İslam Medeniyetinin tüm dünyayı aydınlattığı, bilimde, sanatta, mimaride, ticarette dünyaya örnek olduğu dönemler, Müslümanların birlik ve beraberlik içinde hareket ettikleri dönemler olmuştur. 10. ve 11. yüzyıllarda ve bunu takip eden zamanlarda, İbn-i Heytem, El Cebr, İbn-i Sina ve daha pek çok öncü İslam aliminin çalışmalarıyla Müslümanların bilim dünyasına katkıları; Osmanlı döneminde Mimar Sinan başta olmak üzere büyük sanatkarlarla mimari ve sanat dünyasına kazandırdıkları, bütün dünyanın takdirini kazanmıştır. Tüm bu asırlar boyunca, Kuran ahlakıyla ahlaklanan Müslümanların, gittikleri her yere hoşgörü, akıl, bilim, sanat, estetik, temizlik ve refah götürmelerinin ve İslam dünyasının, dünyanın en modern ve en çağdaş uygarlığı olmasının temelinde, birlik ruhunun sağladığı huzur, güven ve barış ortamı vardır. Günümüzde de Türk-İslam dünyası gücünü, nurunu, bereketini tekrar elde etme ihtiyacındadır.

Ancak bu yönde yapılacak her türlü çalışma için öncelikle, tüm Müslümanlar arasında kardeşlik ruhunun yaşanması, Türk-İslam dünyasının birliğinin tesis edilmesi gereklidir. Farklılıkları hoşgörü ile karşılayan, gücünü ve enerjisini yalnızca İslam'ın, Müslümanların ve insanlığın hayrına kullanan, çoğulculuktan yana olan, uzlaşmacı ve barışsever bir kültür Müslümanlar arasında egemen olursa, İslam dünyası, 21. yüzyılın en büyük medeniyetlerinden birini inşa edebilir. Aksi halde, dağılmış, ayrılmış, birbirlerinden kopuk olan Müslümanların kendi değerlerini savunmaya dahi güç yetirmeleri çok zor olacaktır. Oysa, insan hakları, inanç, yaşam ve fikir özgürlükleri konusunda olumsuz bir yaklaşımla karşı karşıya kalmaları durumunda, Müslümanların değerlerini beraberce fikren savunmaları Kuran ahlakının bir gereğidir. Birlik ve beraberlik içinde yürütülecek fikri mücadelenin çok etkili olacağı, istenen neticeye kısa sürede ulaşılabileceği açıktır.

Müslümanlar Farklılıkları Değil, Ortak Değerleri Esas Almalıdır

İslam Birliği'nin geçmişte yaşanmış olması, bugün de yeniden inşa edilebileceğinin en önemli delillerinden biridir. Müslümanların bu konuda ümitvar olmaları, imkanları doğrultusunda bu birlikteliğin oluşmasını teşvik etmeleri, İslam dünyasının kardeşliği ve beraberliği için çaba göstermeleri son derece önemlidir. Müslümanlar, mümin kardeşlerinin şevk ve heyecanlarının artmasına, dostluk ve birliğe özlem duymalarına vesile olmalıdırlar. Özellikle, kanaat önderlerinin, aydınların, toplumun örnek aldığı kişilerin bu yönde tavırlarıyla, konuşmalarıyla, yazılarıyla örnek olmaları gereklidir.

Birlik ve beraberliğe duyulan özlemin, somut adımlarla desteklenmesi de önemlidir. Tüm iman edenler birbirlerine ahiret kardeşi gözüyle bakıp, birbirlerinin hatalarını veya kusurlarını değil, güzel yönlerini görmelidirler. Farklılıkları bir ayrılık veya bir uzak durma sebebi olarak değil, bir renklilik, kültürel çeşitlilik, güzellik olarak değerlendirmelidirler. Sevgi, merhamet, anlayış ve şefkatle karşılarındakilere yaklaşmalı, kardeşlerine muhabbet duymalı, onları her zaman öven ve saygılı bir üslup kullanmalıdırlar. Müslümanlar, Rabbimiz'in, iman edenlerin birbirlerinin kardeşleri olduklarını buyurduğu ayet-i kerimesini hep hatırlarında tutmalıdırlar:

Tüm Müslümanlar aynı Yüce ve Bir olan Allah'a iman etmekte, yalnızca O'nun rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için çalışmakta, alemlere rahmet olarak gönderilmiş sevgili Peygemberimiz Hz. Muhammed (sav)'e gönülden itaat etmekte, aynı Kitap'a tabi olmaktadırlar. Hepsinin gayesi, Kuran ahlakının yeryüzünde yaşanmasıdır.

Bütün gayeleri aynı olan Müslümanların birbirlerini sevmeleri ve birlik içinde hareket etmelerinden daha kolay ne olabilir? Yeter ki, İslam ahlakının gereği olan sevgi, merhamet, fedakarlık, anlayış, affedicilik gibi güzel özelliklerini, çevremizdeki insanlara olduğu gibi, farklı camialarda olan Müslüman kardeşlerimize de gereğince gösterelim. İslam ahlakını tam olarak bilmeyen ve bilgi eksikliğinden dolayı yaşamayan kişilere göstermemiz gereken hoşgörüyü, farklı düşüncelere sahip mümin kardeşlerimizden esirgemeyelim. Bütün insanları olduğu gibi, onları da merhamet ve anlayışla kucaklayalım. (http://www.cozumturkislambirligi.com)

Müslümanların Birliği Sevgi ve Samimiyet Üzerine Tesis Edilmelidir

Allah korkusu ve sevgisinden kaynaklanan, gerçek sevgi ve samimiyet, iman edenlere verilmiş olan en güzel nimetlerdendir. Bu nimet, iman edenler arasındaki ilişki ve diyaloglara mutlaka yansımalıdır. Müslümanların inşa edeceği birliğin de, içtenlik ve gerçek sevgi üzerine kurulu olması gerekir. Unutmamak gerekir ki, ahir zamanda insanların yaşadığı en büyük belalardan biri sevgisizlik ve sevgisizlikten kaynaklanan katılık, anlayışsızlık, soğukluk, merhametsizliktir. İman edenler ise birbirlerini, Allah'ı ve elçisini sevdiklerini bildikleri için peşinen sever; Yüce Allah'tan korkup elçisine itaat ettiklerini bildikleri için birbirlerine saygı ve hürmet duyarlar. Sadece iman ediyor olmaları dahi birbirlerini sevmeleri için yeterli bir sebeptir. Dolayısıyla Müslümanların istişare ve görüşme ortamlarına, bir aile ortamının sıcaklığı, candanlığı, dürüstlüğü ve samimiyeti egemen olmalıdır. Kuran-ı Kerim'de, Peygamber Efendimiz (sav) ile birlikte hicret eden ve onları karşılayan müminlerin birbirlerine duydukları samimi sevgi ve fedakarlıkları, tüm müminlere şöyle örnek verilmiştir:

Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)

Günümüzde de Müslümanlar, tıpkı sahabe-i kiram gibi birbirlerini gönülden sevmelidir. Türk-İslam Birliği'nin özünde, şefkat ve merhametiyle tüm insanlara örnek olan Peygamberimiz (sav)'in ahlakı ve sahabe-i kiramın ruhu olmalıdır. İslam ahlakını, Mekke ve Medine'den tüm dünyaya ulaştıran bu ruhtur. Sahabenin birbirine olan samimi sevgisi, bağlılığı, dayanışma ve birlik ruhu onlara güç ve kuvvet vermiş, yaptıkları işlerdeki bereketi artırmış, tüm işlerinde onları başarılı kılmıştır. Bugün de Müslümanlar aynı dayanışma, fedakarlık, vefa ve sadakatle hareket ettiklerinde, "birbiriyle kurşunla kaynatılmış gibi" saf bağladıklarında, Rabbimiz'in vereceği güç ve kuvvetle, inşaAllah tüm sorunların üstesinden gelinecektir. Kuran'da emredildiği gibi içtenlik ve sevgiyle yaklaşıldığında, İslam dünyasının tüm sorunları kolaylıkla çözüme kavuşacaktır.

Müslümanların birlik olmasını engelleyen sebeplerden birinin, şeytanın oyunu olan kibir ve enaniyet olduğu unutulmamalı, bu kötü ahlak özelliklerinden sakınılmalıdır. Yüce Allah, enaniyetli insanı sevmediğini, "... Allah büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Hadid Suresi, 23) ayetiyle bildirmiştir. Enaniyet ve kibir, iman edenler arasında gerilime neden olabilecek, dolayısıyla onları birbirinden uzaklaştıracak, sevgilerini azaltacak, merhamet ve şefkat duymalarını engelleyecek kötülüklerdir. İslam dünyası pek çok sıkıntı ve zorlukla karşı karşıyayken, kişisel hesaplar ve nefsin küçük oyunlarıyla zaman kaybetmek, samimi olarak iman eden Müslümanlara yakışmayacak bir tavırdır. Her Müslümanın bu hataya düşmekten Allah'a sığınması, kibirin engellemeye çalıştığı hayırlı olan ne varsa onu yaparak, enaniyetin iman edenlerin birlik ve beraberliğinin önünde engel olmasına izin vermemesi gerekir.

Tüm Dünya, Türkiye'nin Müslümanları Birleştirmesini Bekliyor

Yeryüzündeki son Türk-İslam Birliği, büyük, şanlı Osmanlı İmparatorluğu'ydu. Kuran ahlakıyla şekillenmiş olan Osmanlı yönetimi döneminde yaşanan Türk-İslam Birliği, birlik ve beraberlik ruhu yaşandığında Müslümanların barış içinde, gayet rahat ve huzurlu yaşadıklarını gösteren güzel bir örnektir. Bugün Batı'da da pek çok aydın ve devlet adamı tarafından, özellikle eski Osmanlı coğrafyası üzerinde bir asırdır devam eden boşluk teşhis edilmekte ve çözümün de ancak Osmanlı modelinin, yani hoşgörü ve adalete dayalı bir Türk-İslam Birliği'nin, yeniden hayata döndürülmesiyle mümkün olacağı fikri yankı bulmaktadır.

Ülkemiz, mirasçısı olduğu büyük Osmanlı İmparatorluğu ile Müslüman dünyasının yüzyıllarca manevi önderliğini yapmıştır. Bu nedenle, halen bu coğrafyada tüm Müslümanların sevgisine ve ilgisine mazhar olmaktadır. Ayrıca tecrübesi, gelişmiş dış ilişkileri, yetişmiş insanı ve aydınıyla Türkiye, Türk-İslam dünyasının birleşmesine öncü olmaya ehil görülmektedir. İttifakla büyük bir kesim, Türkiye'yi bu asil görev için aday göstermektedir. (http://www.turkislambirliginedogru.com)

Türkiye'nin, Türk-İslam dünyasının birliğinin sağlanmasında öncü olması, tarihin yüklediği bir sorumluluktur. Ancak bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilebilmesi için, öncelikle tüm İslam dünyasına örnek teşkil edebilecek bir modelin oluşturulması, diğer bir deyişle birlik temennilerinin sözde kalmaması gerekir. Bunun için de ülkemizdeki kanaat önderlerinin, aydınların, sivil toplum kuruluşlarının liderlerinin biraraya gelmeleri, bu birlikteliğin pratikte nasıl yaşanabileceğini göstermeleri büyük önem taşımaktadır.

 

TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ NASIL OLMALIDIR?

Söz konusu birliğin beraberlik anlayışı, bir toplumun diğerine, bir kültürün ötekine, bir grubun başkasına üstün gelmesine dayalı değil, hepsinin bir diğeri ile eşit olduğu hoşgörü, sevgi ve dostluğa dayalı dayanışma ruhu ile olacaktır.

Türk-İslam dünyasının birliği, Allah'ın izni ve lütfu ile, yeryüzüne özlenen barışı ve huzuru getirecek olan bir birlikteliktir. Bu birlik, sevgi, kardeşlik, şefkat, hoşgörü, dayanışma ve muhabbet temeli üstüne kurulacaktır. Yaşandığı bölgeye ekonomik refahı, demokratik yaşamı, adaleti getirmeyi hedef alacaktır. Manevi değerlerin yüceltilmesini, sanatın, teknolojinin, bilimin en üst seviyelerine çıkmasını kendine amaç edinecektir.

Türk-İslam Birliği, Batı dünyası ile de sıcak ilişkiler içerisinde olacaktır. Bu birliktelik sevgi ve adalet temeli üzerine kurulacağı için, tarafların haklarını güvence altına alırken, karşılıklı menfaatlerin korunmasını da sağlayacaktır.

Bu şekilde, birliğe dahil ülkelerin yanı sıra bütün dünya devletlerinin de refah düzeyleri yükselecektir.

Günümüzde Türk-İslam dünyasına hakim olan birbirinden farklı görüşler, yorumlar ve modeller arasında mutabakat sağlanamamış olması, Müslümanların birlikte hareket etmelerine engel olmaktadır. Bu birlikteliğin beraberlik çağrısı, etnik kökene, ekonomik koşullara ya da coğrafi duruma göre yapılmayacak; ırk, dil ve kültürel özelliklerden kaynaklanabilecek her türlü husumet bu birliğin kardeşlik çatısı altında, ortadan kaldırılacaktır. Söz konusu birliğin beraberlik anlayışı, bir toplumun diğerine, bir kültürün ötekine, bir grubun başkasına üstün gelmesine dayalı değil, hepsinin bir diğeri ile eşit olduğu hoşgörü, sevgi ve dostluğa dayalı dayanışma ruhu ile olacaktır.

Türk-İslam Birliği Çözüm Üreten Bir Merkez Olmalıdır

Türk-İslam Birliği değişen siyasi koşullara kolaylıkla uyum sağlayabilecek bir esnekliğe ve gerekli stratejileri geliştirebilecek bir ileri görüşlülüğe sahip olmak zorundadır. Dünyadaki gelişmeler karşısında kınamak ya da kanaat belirtmekle yetinen bir organizasyon değil, inisiyatif kullanabilen aktif bir merkeze ihtiyaç duyulduğu açıktır. Bu merkezin sürekli takip ve koordinasyon görevini üstlenmesi, faaliyetlerinin tüm üye ülkelerin menfaatlerini kuşatıcı olması gerekir. Bu birlik tüm gelişmeleri objektif bir yaklaşımla değerlendirerek, Türk-İslam dünyasının taleplerini göz önünde bulundurmalıdır. Üye ülkeler arasında oluşabilecek bunalımları giderici, çıkar çatışmalarını ortadan kaldırıcı ve Müslümanların diğer toplumlarla ilişkilerinde onları koruyucu bir mekanizma olarak görev yapacak Türk-İslam Birliği, Türk-İslam dünyasının kültürel, ekonomik ve siyasi etkinliğini de artıracaktır.

Büyük Önderimiz Atatürk'ün Görüşleri Önemli Bir Mesaj İçermektedir

İnşa ettiği modern devlet anlayışı ile Türkiye Cumhuriyeti'ni Müslüman ülkelerin en istikrarlı demokrasisi haline getiren Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türk-İslam dünyasının nasıl bir yapı içinde birlik ve beraberliğini sağlayabileceği yönünde de önemli değerlendirmeleri vardır. Bir devletin en önemli unsurlarından birinin milli sınırlar içinde var olma hakkı olduğunu ifade eden Atatürk'ün tespitlerinin doğruluğu, geçen zaman içerisinde ispatlanmıştır.

Bilindiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış sürecinde, Osmanlı topraklarında yaşayan halkların bir kısmı yanlış yönlendirmelere kapılarak Osmanlı'nın yanında yer almak yerine, dış güçlerle işbirliği yapmışlardır. Ancak çeşitli imtiyazlar kazanacaklarını umarak bu yolu seçenler iş birliği yaptıkları ülkelerin hegemonyası altına girmişler ve sömürgeleştirilmişlerdir. Bu halklardan bazıları, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Mustafa Kemal'e temsilciler göndererek, kendilerini sömürge durumuna düşüren liderlerinin basiretsizliğinden şikayet etmiş ve hatta bazıları Türkiye Cumhuriyeti ile birleşme taleplerini dile getirmişlerdir. Atatürk'ün bu tekliflere verdiği karşılık, Türk-İslam Birliği'nin temelinin nasıl olması gerektiğini gösteren önemli bir cevaptır:

"Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Bunun için de bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler." (Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920, 4. (gizli) oturum www.mihenk.gr/arsiv/18/ mihenkokulu.htm)

Görüldüğü gibi Atatürk'ün belirlediği öncelik, bu ülkelerin de bağımsızlıklarını kazanmalarıdır. Türk-İslam Birliği'nin öneminin bilincinde olan Atatürk, bu birliğin kendisinden beklenen etkiye sahip olabilmesi için, üyelerinin milli sınırları içinde bağımsızlığını kazanmış, milli iradeye dayanan ve kendi ayakları üzerinde durabilen devletler olmaları gerektiğine dikkat çekmiştir. Dolayısıyla, bugün de, kurulacak bu birlikteliğin üyelerinin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlıklarını koruması son derece önemlidir. (http://www.ataturkuiyianlamak.com/)

 

TÜRK-İSLAM DÜNYASINA ÇAĞRI

Bugün artık tüm dünyada din karşıtı fikir sistemleri çökmeye yüz tutmuş, insanlar Allah'a imana ve din ahlakına yönelmeye başlamışlardır. Dahası İslam, dünya gündeminin en önemli konusu olmuş, insanlığın dikkati Hak dine çevrilmiştir. İçinde bulunduğumuz devrin teknolojik imkanları ise, Müslümanların hem birbirleri ile iş birliği yapmalarını kolaylaştırmış hem de insanlara İslam ahlakının güzelliklerini anlatmak için her türlü kitle iletişim imkanını sağlamıştır.

Ancak bir taraftan da İslam dünyasının bir kısmında fakirlik ve cehalet vardır. Bundan yararlanan birtakım kimseler, sözde İslam adına İslam dışı eylemler yaparak, dünyanın gözünde Müslümanları zan altında bırakmaktadırlar. İslam ahlakına karşı olan bazı çevreler de, Müslümanların bu durumundan yararlanarak onlara karşı her türlü zulmü uygulamakta, daha büyük zulümleri de planlamaktadırlar.

Çözüm, tüm Müslümanları birleştirecek ve onlara doğru yolu gösterecek bir Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıdır. Türk-İslam Birliği'nin kurulması için çalışmak, her Müslümanın görevidir:

Tüm Müslüman hükümetler, Türk-İslam Birliği'ne hazırlanmalıdır. Diğer Müslüman ülkelerle aralarındaki ilişkileri geliştirmeli, bir yandan da gerçek İslam ahlakının kendi ülkelerinde de daha iyi yerleşmesi için kültürel faaliyetlerde bulunmalıdırlar.

Tüm Müslüman sivil toplum kuruluşları, çeşitli organizasyonlar, vakıflar, medya mensupları, kanaat önderleri; Müslümanlar arasındaki ayrımların giderilmesi, birlik ve beraberliğin sağlanması için çaba göstermelidirler.

Her Müslüman birey, gittiği camide, okuduğu okulda, iş yerinde, ziyaret ettiği internet platformunda, üyesi olduğu vakıfta veya kuruluşta, dünya Müslümanlarının birliği için çaba göstermeli, diğer Müslümanları bu konuda teşvik etmelidir. (http://www.turkislambirliginecagri.com)

Dünyaya ışık tutacak, hem Müslümanlara hem gayrimüslimlere güzellik sunacak, yeryüzüne adalet ve barış getirecek o büyük İslam medeniyetinin yeniden yeşermesi tüm Müslümanların duasıdır. Allah'ın izni ile, Türk-İslam Birliği'nin kurulması, tüm bu güzelliklere bir vesile olacaktır.

Bu kutlu görevde hizmet yüklenmek isteyen Müslümanlar;

Gelin, Müslümanların arasını bulalım. Birbirinin camisinde namaz kılmayan, selamlaşmayan, birbirinin yazdığı kitabı okumayan, ufak bir fikir farklılığı nedeniyle kardeşine düşman kesilen Müslümanların arasını bulalım. Bu gibi yapay ayrımlar kalksın. Allah'ın evleri olan camiler, şu veya bu grubun, şu veya bu mezhebin değil, tüm Müslümanların mescidi olsun. Her Müslüman birbiriyle selamlaşsın, birbiri ile sohbet etsin. Birbirine hoşgörü göstersin. Cemaatsel veya kişisel uzlaşmazlıklar son bulsun. Ve tüm Müslümanlar, elbirliği yaparak, tevazu ve hoşgörü içinde, Allah'a daha çok yakınlaşmak, O'nun dinine daha çok hizmet etmek için çalışsınlar.

Ve Allah'ın bizlere verdiği şu emri hiçbir zaman unutmasınlar:

Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)


Doğu TÜrkİstan'dakİ MÜslÜmanların Çektİğİ Acıların ÇÖzÜmÜ TÜrk-İslam Bİrlİğİ'dİr

 

SN. ADNAN OKTAR'IN ABD PINE RIVER RÖPORTAJI (28 AĞUSTOS 2008)


PINE RIVER: ... Üye ülkelerden oluşan bir İslam Birliği'nin kurulmasını öneriyorsunuz. Sadece Orta Doğu'daki değil aynı zamanda Asya ve Avrupa'daki Müslüman ülkelerin de dahil edildiği ve AB yapısında bir birlik öneriyorsunuz. İslam Konferansı Örgütü hali hazırda var olduğuna göre sözünü ettiğiniz İslam Birliği, İKÖ'nün yapamadığı neyi yapacak?

ADNAN OKTAR: Müslümanların birlikte hareket etmeleri, kardeş olmaları Kuran'a göre farzdır. Bunun için Türk-İslam Birliği olması şarttır. Müslüman Türk devletler bu gönül birliğinin çatısı altında toplanmalıdır. Ama her devlet ayrı, milli devlet olarak kalacaktır. Her devlet kendi iç işinde hür davranacak, fakat Türk-İslam Birliği çatısı altında ortak hareket edecektir. Böyle bir birlik oluşursa, mevcut kargaşa, bu fitne rahatça son bulur. Büyük bir coğrafyada, çok büyük bir denge unsuru olur bu birlik. Bir kere bunun en büyük faydası, terör hemen anında durur. Terör diye bir konu kalmaz. İkincisi ekonomi müthiş canlanır. Fakat en önemlisi manevi ferahlık ve huzur meydana gelir. Yani tüm toplumlar, toplum içindeki tüm kesimler dingin olur. Dinsiz de rahat eder, dindar da rahat eder.

Benim söylediğim Türk-İslam Birliği, bir gönül birliği, bir sevgi birliği, muhabbet birliği ve ortak akıl birliğidir. Böyle candan bir birlik oluşturmak, dostane kardeşlik ortamı meydana getirebilmek için şiddetli bir aşk gerekir. Şiddetli bir coşku gerekir. Resmiyetle olmaz bunlar. Coşkuyla heyecanla olur. Yani bir ülkeye yardım eli uzatmak, onu kardeş bilip derdine çare bulmak, bir yerde terör olduğunda topluca karar verip derhal anarşiye son vermek, bunlar aşk gerektirir.

PINE RIVER: "İslam Birliğine Çağrı" başlıklı makalenizde şöyle yazmışsınız;

Müslümanlar birbirinden farklı toplumların karşılıklı hoşgörü ve barış ilişkileri kuracakları bir sistem kurmak için toplu bir şekilde çalışmalıdırlar... Ne var ki 11 Eylül saldırıları sonrasında önemli bir sorunla karşılaşıldı. İslam adına konuştuğunu öne süren fakat İslam'ın özünü anlamaktan uzak bir kısım çevreler insanlığın yararına çalışacağına onu yıkmaya çalışıyorlar. Masum insanlara saldırıp öldürürken İslam'ın yasakladığı en büyük günahı işlemişlerdir. Diğer bir deyişle dünyayı karmaşaya boğmuşlardır.
Önermiş olduğunuz bu AB yapısında bir İslam Birliği, terör problemiyle nasıl baş edecek?

ADNAN OKTAR: Teröre karşı yürütülecek en etkin mücadele, fikri ve ilmi mücadeledir. Teröre zemin hazırlayan ideolojiler ortadan kaldırılmadıkça, yani bataklık kurutulmadıkça, sivrisineklerle mücadelenin sonuç vermesi imkansızdır. Terörün kökeninde Darwinizm vardır. İnsanları sözde bir tür hayvan olarak gören, gelişmenin ancak mücadeleyle mümkün olabileceğini sanan, ayakta kalmak için güçlü olması gerektiği telkinleriyle yetişen bir insanın sevgi dolu ve merhametli olması beklenemez. Bu insanın acımasız olması, menfaatleriyle çatıştığında gözünü kırpmadan bir insanı öldürmesi, savunduğu ideoloji için katliam yapmaktan çekinmemesi Darwinist telkinlerin doğal sonucudur. İslam adına ortaya çıktığını iddia ederek teröre ve şiddete başvuranlar da aslında Darwinist'dir. Müslümanlıkta şiddetin olmayacağını, Kuran açık açık gösteriyor. Hatta Allah cinayet işleyen bir kişi olduğunda dahi, "Eğer affederseniz sizin için daha hayırlıdır" buyuruyor. Müslüman hangisini tercih eder? Daha hayırlı olanı tercih eder, tabi ki affı tercih eder. İslam'da af vardır. Şefkat vardır. Merhamet vardır. Şiddetin yeri asla yoktur. İslam barış demektir, barışa çağırıyor Allah.

Terörle mücadele için insanlara Darwinizm'in tehlikelerini, gerçek yüzünü iyi anlatmak gerekir. Bilimsel hiçbir değeri olmadığını tam göstermek gerekir. Kitaplar, makaleler, açık oturumlar, konferanslar, video gösterimleri gibi kültürel çalışmalarla çok kısa sürede toplumlar bilinçlendirilebilir. İnsanlar Darwinizm'in gerçek yüzünü gördüğünde, inançsızlığın, sevgisizliğin, merhametsizliğin, gaddarlığın, şiddetin zemini hemen ortadan kalkar. Türk-İslam dünyasında güçlü bir birlik sağlandığında, hem bu çalışmalar çok rahat yapılır, hem de Türk-İslam Birliği'nin gücü şiddete başvurmaya eğilimli, kargaşa ve anarşi meydana getirmek isteyenler için çok caydırıcı olur.

PINE RIVER: Yazılarınızda, barış dolu bir dünya için Müslüman birliğinin gerekli olduğunu vurguluyorsunuz;

"İslam Birliği sadece Müslümanların değil tüm insanların huzuru için çalışmalı ve verdiği karar ve hayata geçirdiği uygulamalarında barışçı olmalıdır. İslam'ın özü Müslümanların, anlayışlı, şefkatli, hoşgörülü, sabırlı ve fedakar olmalarını esas alan Kuran'da bildirilen güzel ahlaktır. İslam insanları barış dolu bir dünyaya çağırır."

Türkmenistan'ın eski Cumhurbaşkanı Saparmurat Türkmenbaşı'nın Ruhname'sinde de benzeri bir mesaj göze çarpmaktadır: "Türkmenler diğer ulusları kardeşleri, kendi dostları olarak görmektedir. Irkçılığın Türkmenler arasında yeri yoktur. Türkmenler farklı dillere, dinlere ve diğer milletlerin geleneklerine saygı duyarlar."

Bahsettiğiniz İslam Birliği, Müslüman ülkeleri nasıl birleştirecek, aşiretçiliği ve ırkçılığı nasıl giderecek?

ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliği'nin özünü Kuran'da bildirilen sevgi, anlayış, itidal, tevazu ve akılcılık oluşturacaktır. Allah Kuran'da üstünlüğün sadece takvaya göre olduğunu bildirmiştir. Bir insanı diğerinden üstün kılan maddi olanakları, derisinin rengi, inançları, mensup olduğu soy değildir. Bir insan ancak manen diğerinden daha üstün olabilir. Yani daha tevazulu bir insan, Allah'tan daha çok korkan, Allah'ı daha çok seven bir insan, daha yardımsever, daha fedakar, daha sabırlı, daha yumuşak huylu bir insan Kuran ahlakını en iyi şekliyle uyguluyordur. Böyle bir ahlak hem insanlar nazarında hem de inşaAllah Allah Katında daha değerlidir. Ama bu üstünlük, diğerini ezmek, sömürmek anlamında bir üstünlük hiçbir zaman değildir. Türk-İslam Birliği'nin Türk Milleti'nin öncülüğünde tesis edileceğini, Türk Milleti'nin lider olacağını söylerken de herhangi bir ezici, tahakküm edici liderlikten bahsetmiyorum. Tam tersine böyle bir liderliğe talip olmak çileye, zorluğa talip olmaktır. Bu birliğe dahil olan tüm toplumlara ve insanlığa hizmete talip olmaktır. Hepimiz Hz. Adem'in evlatlarıyız. Yani bütün İslam alemi tek bir yürektir. Bütün Türklük alemi tek bir yürektir. Hiç birinin birbirinden farkı yoktur. Ama hizmete talip olma konusunda Türklerin öncü olmasının ideal olacağını düşünüyorum. Çünkü hakikaten tarihe de baktığımızda hep böyle olmuş. Osmanlı döneminde de hep milletimiz bu işe gönül vermiş ve öncülük etmiş, bunun çilesini çekmiştir. Onun için benim gördüğüm Türk Mileti'nin yine bu göreve talip olması gerekiyor.

PINE RIVER: "Müslümanların Birlik olmalarının Faydaları" başlıklı makalenizde şöyle yazmışsınız;

İslam Birliği, hem Müslümanlar arasında yaşanan uyuşmazlıklara çözüm getirecek hem de Müslümanlar ile başka güçler arasındaki savaş ve çatışmaların son bulmasını sağlayacaktır.

İslam Birliği'nin düzensizliğin olduğu devletler ve milletlerle uğraşmaktaki temel eğiliminin ekonomik olacağını kabul etmek doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliği hem siyasi hem kültürel hem ekonomik olarak ciddi bir güçlenmeye vesile olacaktır. Yani bu birlik, hayatın her alanını kapsayan müthiş güzellikler getirecektir. Hem üye ülkeleri hem de diğer ülkeleri her açıdan koruyup kollayacak, darda sıkıntıda olana yardım eli uzatacak, anarşi ve kargaşayı tamamen ortadan kaldıracak, zenginlik ve bereketin artmasını sağlayacak, adil, demokrat, sevgiye önem veren bir birlik olacaktır. Kafkasya'dan Tanzanya'ya, Fas'tan Fiji'ye kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Türk-İslam dünyası, birlik ve beraberlik içinde hareket ettiğinde, Allah'ın izniyle, yeniden şahlanacaktır. ABD, Rusya, Çin, İsrail ve tüm Avrupa Devletleri Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıyla uzun yıllardır devam eden kökleşmiş sorunların bir anda çözüme kavuştuğunu görecek, bu durumdan herkes fayda sağlayacaktır. Türk-İslam dünyası dışında kalan büyük devletlerin güvenliğe, ekonomiye, kültürel değerlere dair tüm endişeleri bu birliğin kurulmasıyla tamamen ortadan kalkacaktır. Terörle mücadele sona erecek, kültürel çatışma riski tamamen ortadan kalkacak, yer altı kaynakları ve hammaddeden tüm insanların en güzel şekilde faydalanması sağlanacak, ekonomi istikrara kavuşacak ve buhran ihtimali bertaraf edilecek, askeri giderlere ayrılan bütçe insanların daha kaliteli ve güvenli bir şekilde yaşamaları için sarfedilecektir. Amerika'nın askerlerini topraklarından binlerce kilometre uzağa göndermesi gerekmeyecek, İsrail duvarlar arkasında yaşamayacak, Avrupa Birliği ülkeleri ekonomik herhangi bir engelle karşılaşmayacak, Rusya güvenlik endişesi duymayacak, Çin hammadde sıkıntısı çekmeyecektir.

Amerika Birleşik Devletleri, yaklaşık 400 milyar dolarlık askeri bütçesi ile silahlanma listesinin başında yer almaktadır. ABD'yi 60 milyar dolar ile Rusya, Rusya'yı da 42 milyar dolar ile Çin takip etmektedir. Türk-İslam Birliği, İslam dünyasıyla ilgili tüm çatışma ve gerilimleri ortadan kaldırarak küresel bir barış ve huzur ortamı sağlayacak, sadece Müslüman ülkelerde değil dünyanın diğer pek çok ülkesinde de savunma giderlerinin azaltılmasını sağlayacaktır. Böylece silah teknolojisine yapılan yatırım, silahların geliştirilmesine harcanan para, rahatlıkla eğitim, tıp, bilim, kültür gibi alanlara kaydırılacaktır. Türk-İslam Birliği, Müslüman alemini de tam anlamıyla kalkındıracaktır. Oluşturulacak İslam Ortak Pazarı sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir. Ticaret alanı genişleyecek, tüm Müslüman ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek, bu durum, Müslüman ülkelerdeki sanayileşme sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır
. Ekonomisi güçlü bir Türk-İslam alemi, Batı dünyası ve diğer toplumlar için de önemli bir refah kaynağı olacaktır. Bu toplumlar karşılarında güven içinde, tedirginlik duymadan iş birliği yapabilecekleri, ticari faaliyet içinde olabilecekleri bir güç bulacaklardır.

PINE RIVER: Bugün var olan belirli bir duruma bakalım. Çin'in Sincan Bölgesinde son zamanlarda saldırılar oldu. Doğu Türkistan, Sincan'ın ağırlıklı olarak Müslüman bir bölge olduğu biliniyor. Bununla ilgili size üç soru sormak istiyorum;

1. Sincan'daki insanlara İslam Birliği'nin oluşumu nasıl bir ümit verecek?

2. Sincan sorununu Çin ile çözmek konusunda İslam Birliği'nin ele alabileceği seçenekler nelerdir?

3. Genellikle Müslüman olmayan ülkelerde ikamet eden Müslüman ağırlıklı bölgelerle ilgili çözüm gerektiren konular için sizin düşündüğünüz çözüm nedir?

ADNAN OKTAR: Komünizm döneminde Türk devletleri daha temiz, daha dürüst, daha güzel kaldılar, bozulmadılar. Yani tam aksi netice oldu. Bugün gidin Doğu Türkistan'a, çok güzel ahlaklıdır insanlar. Çok temiz ahlaklı, halis Müslümanlar vardır. Bu da Allah'ın bir lütfudur. Günümüzde Çin'in Doğu Türkistan'a uyguladığı baskı politikası tüm dünyadan tepki görüyor. Çin, Doğu Türkistan'a da Tibet'e de çok katı davranıyor. Bir kere bu baskı ve şiddet politikasının tamamen ortadan kalkması lazım. Fakat tabi burada asıl mesele Darwinizm'in Çin'de de yerle bir edilmesi, Çin'de de bu yönde bir fikri faaliyetimiz var. Mazlum Doğu Türkistan halkının bu zulümden bir an önce kurtarılması son derece hayatidir.

Çin'in baskıları hiç bir vicdanın kabul edeceği gibi değil. Yani bıraksın Doğu Türkistan halkı kendi imkanlarıyla, kendi devletinde istediği gibi hür yaşasın. Çin ticaret yapmak istiyorsa, gelsin ticaretini yapsın. Ama sömürmek istiyorsa buna kimse müsaade etmez. Ne istiyor Çin Doğu Türkistan'dan ve esir olunca ne geçecek eline? Yani esir etmekten nasıl mutlu olacak? Bu, kalbine ne gibi bir sevinç verecek? Bir zafer midir bu? Bıraksın çekilsin Doğu Türkistan'dan tamamen. Oradaki insanlar hürriyet içinde camilerine gitsinler, fabrikalarına gitsinler. Sohbet etsinler, bayram sevinci yaşasınlar. Çin'in burada bir güzellik yapması gerekir artık. Bunun vakti geldi. "Bu ülke bağımsızlığı hak eden bir ülke. Biz buraya gereksiz müdahale ettik. Hiçbir amacı da yok, hiçbir mantığı da yok. 21. yüzyıla yakışacak bir şey değil bu. Biz buradan askerimizi de çekiyoruz. Siyasi baskımızı da kaldırıyoruz. Bu devleti hür ilan ediyoruz" dediğinde, Çin bütün dünyada sevilir. Herkes saygı duyar. Bakın o zaman Çin dünyaya nasıl açılıyor. Bıraksınlar Doğu Türkistan'ı demokratik olsun. Laik olsun. Dünyada bağımsız bir ülke olarak güzel yerini alsın. Çin bundan kat kat zengin olur. Yani bundan kaybı olur diye düşünmemesi gerekir. Prestij kaybetmez. Prestij kazanır. Bu gurur meselesi yapılacak birşey değil. Eğer Doğu Türkistan'dan çekilirse, bununla ilgili anlaşmalar da yapılabilir. Daha fazla onlara elektrik verilebilir, petrol verilebilir. Onları müşkül durumda bırakacak bir şey zaten olmaz. Yani elektriğin satılması, petrolün satılması, enerji satılması zaten İslam ülkelerinin istediği bir şey. Bu onların lehine olur. Ucuz da satılır gerekirse. Ama yeter ki bu zulüm ve haksızlıktan vazgeçsin. İstediği petrol olsun, istediği elektrik olsun, istediği doğal gaz olsun, ama bunun için milyonlarca insanı esir edip ezmenin bir alemi yok. Bu, karşılıklı anlaşmalarla da yapılabilir. Bütün Türk devletleri toplanıp Çin ile bu konuda anlaşmaya varabilir. Mesela 50 yıllık anlaşma yapalım denir. Ve hakikaten de satılır petrol. Ama tabi bunlar ancak Türk-İslam Birliği ile olur. Türk-İslam Birliği'ni hızlandırmak lazım. Bu birliğin Çin'e de fayda getireceğini, Çin'e güzel bir üslupla anlatmak lazım. Çin belki bu birliğin aleyhinde olacağını düşünebilir. Halbuki tam tersine Çin'in lehine olur, Çin'i her yönden kurtarır. Askeri yönden de kurtarır, bir saldırıya karşı da kurtarır. Ekonomik yönden de kurtarır. Modernleşmesini sağlar. Kendi milletinin kurtuluşu için de Çin'in Türk-İslam Birliği'ni desteklemesi gerekiyor.

PINE RIVER: İslam Birliğinin Merkezi hangi ülkede olacak? Neden bu ülke seçilmiş olacak?

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.)'nin İstanbul'dan çıkacağı rivayet ediliyor inşaAllah. "Ehli Beytimden bir şahıs (Hz. Mehdi (a.s.)) (dünyaya) sahip oluncaya kadar kıyamet kopmaz. O, İstanbul'u fethedecektir" diye bildirmiş Peygamberimiz. İnşaAllah bu manevi bir fetih olacak. Büyük İslam alimleri de ahir zamanda, İslam aleminin merkezinin İstanbul olacağını söylüyorlar. Şu andaki siyasi gelişmeler de Türkiye'nin önemli ve aktif bir rol üstlendiğini gösteriyor. Kafkasya'da, Ortadoğu'da hatta Afrika'da Türkiye barış ve istikrarın öncülüğünü yapıyor. Çok güzel bir gidişat var inşaAllah, Türkiye'nin önderliğinde 10-15 yıl içinde dünyada çok aydınlık bir dönem başlayacak. Mevcut fitnelerin, kargaşların hepsi son bulacak. Hz. Süleyman dönemi gibi çok bereketli, bolluk içinde bir dönem yaşayacağız inşaAllah. Dünyanın kurtuluşu çok yakın inşaAllah...



ADNAN OKTAR'IN ASIA RFA RADYOSU RÖPORTAJI (HAZİRAN 2008)

Asia RFA: Evet biz sizi eserlerinizden biliyoruz. Bilim Araştırma Vakfı'ndan biliyoruz. İlk önce Bilim Araştırma Vakfı ile ilgili kısaca bilgi verir misiniz? Hangi alanda çalışma yapıyor? Ne zaman kuruldu? Bu alanda kısaca dinleyicilerimize.

ADNAN OKTAR: Evet, Bilim Araştırma Vakfı Atatürkçü, milliyetçi, mukeddesatçı, maneviyatçı, doğruları, güzelleri savunan, Türkiye'nin Büyük Türkiye olmasını savunan, Türk-İslam Birliğini savunan, Türk-İslam Birliği coğrafyasındaki bütün Müslümanların, esir devletlerin, esir milletlerin, kurtuluşunu savunan yiğit bir topluluktur.

Asia RFA: Sizin Türk-İslam Birliği dediğiniz zaman nereleri kapsıyor?

ADNAN OKTAR: Adriyatik'ten Çin'e kadar her yer. Yani Kafkasya bunun içine dahil, efendim, Türkistan bunun içine dahil. Doğu Türkistan, Kazakistan, Azerbaycan, Cezayir, Fas, Tunus, Mısır, Pakistan, İran hepsi içine dahil.

Asia RFA: Burada Hıristiyan ve Budist Türkleri nereye yerleştiriyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Onlar o birlik içerisinde son derece rahat edeceklerdir. Yani onların hakkı en güzel şekilde savunulacaktır. Yani hatta ateist olanlara da gereken saygı, ilgi, hürmet gösterilecektir.

Asia RFA: Evet Harun Bey, şimdi tabi Doğu Türkistan'ı biliyorsunuz. Şimdi tabi Enver Paşa, Tacikistanlı, Bugünkü Türk-İslam Coğrafyası içinde vefat etmiştir ama Türkiye'de pek çok insan Enver Paşa'yı hayalperest diye söyler. Ama eğer Türkistan, Turan Birliği o zaman gerçekleşmiş olsaydı belki böyle demezlerdi. Ama bugün Nursultan Nazarbayev'in ortaya attığı, tabi ki eskiden beri bu var. Türkistan Birliği kurulması, böyle bir söylemler var. Buna siz nasıl bakıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Bir tane birlik vardır. Türk-İslam Birliği'dir. En mükemmel, en muhteşem, en güçlü, en inandırıcı, zemini oturmuş. Herkesin kabul edeceği ve her yeri, herkesi kapsayan, adil olan birlik budur. Türk-İslam Birliği içerisinde Ermenileri de savunacaktır. İsrail'li, Musevileri de savunacaktır. Budistleri de savunacaktır. Ateistleri de savunacaktır. Hepsini koruyup, kollayacaktır. Ama öbür türlü işte sadece, şu tarz Türkler, bu tarz Türkler bunlar fitnedir. Öyle şey olmaz. Türk'ün çeşidi olmaz. Türk Türk'tür. Dünyanın neresinde olursa olsun bunlar kardeştir. Müslümanın da çeşidi olmaz. İster Azerbaycan'da olduğu gibi Şiilerden oluşsun. Efendim, Sünnilerden oluşsun. Vehabi olsun, Alevi olsun. Her ne olursa olsun. Bunlar hepsi bizim kardeşimizdir. Bölücü izahların hiçbirini kabul etmemek lazım. Hepsini birleştireceğiz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şimdi burada tabi 100 senelik bir Rusya'dan çıktılar Türk Cumhuriyetleri, eskiden Türkistan Coğrafyası dediğimiz zaman Buhara, Semerkant bunlar İslam medeniyetlerinin merkezi olan yerler fakat, 100 senelik bu komünis,t materyalist, Darwinizm eğitiminden geçmiş bir toplum. Şimdi burada İslam, Türk-İslam Birliği nasıl burada kurulacak, alt yapı var mı? Buradaki İslam anlayışına nasıl bakıyorsunuz? Yani bu birliğin olabilirlik oranı ne kadar?

ADNAN OKTAR: Komünizm döneminde Türk devletleri daha da temiz, daha dürüst, daha güzel kaldılar daha bozulmadılar. Yani tam aksi netice oldu. Yani bugün gidin Doğu Türkistan'a nefis insanlar vardır. Çok temiz ahlaklı, halis Müslümanlar vardır. Kadınlar olsun, gençler olsun bunların hepsi kusursuz bir İslam ahlakına sahiptirler. Mesela bir çok yerde dejenere olmuştur Müslümanlar, ama oralarda olmamışlardır. Mesela Türkistan'a gittiğimizde şaşkınlıkla karşılıyoruz olayı yani son derece dürüst, efendi tertemiz insanlarla karşılaşıyoruz. Komünizm tam aksi etki etmiştir. Bu da Allah'ın bir lütfudur. Çok temiz kalmışlardır. İzole kalmışlardır. Ve kimse de onlara bir zarar verememiştir. Bu birlik, temiz birlik, önümüzdeki 10 yıl içerisinde, 15 yıl içerisinde rahatlıkla oluşacak gibi görünüyor. İlk inşaAllah Azerbaycan'dan başlıyoruz Allah'ın izniyle, ilk oradan başlanacak.

Asia RFA: Bu çok önemli bugün dünyada yumuşak güç dediğimiz zaman eğitim, yazar, çizer bunlarla bütün dünyaya, etkinizi yayabiliyorsunuz. Bugün Bilim Araştırma Vakfı, Harun Yahya Hoca olarak çok eserleriniz var. Bugün Uygur Türkçesiyle CD'ler Doğu Türkistan'a kadar ulaştı. Biz radyoda da yayınladık. Bu çalışmalarınızdan kısaca bahseder misiniz? Şimdiye kadar kaç tane eser yazdınız? Hangi dillere çevrildi? Buna nasıl bir tepki geliyor eserlerinize?

ADNAN OKTAR: 300'ü geçti şu ana kadar yapılan kitaplar, en çok Yaratılış Atlası dünyayı sarstı. Bütün Avrupa'yı adeta Darwinizm konusunda yerle bir etti. Yani atom bombası etkisi yaptı onların ifadesiyle hakikaten bir gecenin içerisinde Fransa kendi ifadeleriyle tarihinin en büyük kültürel yenilgisini almış oldu. Ve bu hakikaten kendi ifadeleriyle halen de devam ediyor. Zincirleme etki muntazam devam ediyor. Bunu anlatan birçok yazımıza internet sitelerimizden bakabilirsiniz. Kitaplarımızın yabancı dile çevrilme sayısı da 60'ın üzerinde şu an. 60 ayrı dilin üzerinde çevrildi. Kitap olarak Komünist Çin'in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan isimli kitabım Türkçe, İngilizce Almanca olarak mevcut. Siteden bunu indirebilirler kardeşlerimiz. Komünist Çin'in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan. Sırf ona aittir ve bu İngilizce, Almanca, Türkçe var. Site olarak da Türkçe ve İngilizce olarak Doğu Türkistan ile ilgili sitemiz mevcut. www.doguturkistan.com. Buraya baktığında kardeşlerimiz her türlü bilgiyi göreceklerdir. Belgesel olarak Komünizmin Kanlı Tarihi var. I ve II ve III, onlardan da istifade edebilirler. Makale olarak, Komünist Topraklarda bir İslam Toplumu Doğu Türkistan var. Doğu Türkistan'daki Çin Zulmü Görmezlikten Gelinmemeli şeklinde bir makalem var. Doğu Türkistan Gerçeği diye yine bir makalem var. Fakat tabi burada asıl mesele Darwinizm'in Çin'de de yerle bir edilmesi, Çin'de de bu yönde bir faaliyetimiz var. Fakat komünist bir ülke olduğu için tabi orada demokrasiden söz etmek pek mümkün değil. Fakat şu son zamanlarda Avrupa'ya ve Amerika'ya mecbur hale geldi Çin. Yani ekonomik politikasından dolayı dışa açılmaya mecbur hale geldi. Şimdi bir anlamda eli hem Amerika'ya hem Avrupa'ya mahkum gibi görünüyor. Hakikaten dış ticareti bugün kesse dış ülkeler, Çin'in ekonomisi yerle bir olur. Yani bir anda Çin'i devirme gücüne sahipler aslında Avrupa da, Amerika da. O yüzden Çin eskisi kadar böyle diklenecek bir güce sahip değil. Doğu Türkistan'ın kurtuluş vaktinin geldiğine de bu bir işarettir. Yani bu devri çok iyi değerlendirebiliriz artık. Çünkü Doğu Türkistan, dünyanın en temiz Müslümanlarının, belki en efendi insanlarının yaşadığı bir yer. En izole, en seçkin insanların yaşadığı bir yer. Ben bunu bizzat kendim müşahede ettim biliyorum yani eminim. O yüzden bu insanların bu zulümden bir an önce kurtarılması son derece hayati yani bütün dünyanın namusudur bu. Bütün dünyanın üzerine düşün bir namus borcudur bu. Mutlaka Çin'in elinden bu büyük Türk devletini kurtarmak gerekiyor. Burada Çin'in müdahalesi hiç bir vicdanın kabul edeceği gibi değil. Bıraksın Doğu Türkistan kendi imkanlarıyla kendi devletinde istediği gibi hür yaşasın. Çin ticaret yapmak istiyorsa gelsin ticaretini yapsın. Çin'e Doğu Türkistan'ın saldıracağı bir durum olamaz. Peki nedir istediği Çin'in. Yani ne çıkarı var? Eğer bir çıkar istiyorsa ticaret olabilir bu, yapalım, Doğu Türkistan yapsın Çin'le ticaret yapsın. Sömürmek istiyorsa buna kimse müsaade etmez. Bunun dışında bir ülkeyi esir etmenin alemi ne? Yani ne istiyor Çin Doğu Türkistan'dan ve esir olunca ne geçecek eline. Bu şekilde nasıl mutlu olacak? Bu durum, ne gibi kalbine bir sevinç verecek? Bir zafer midir bu? Bıraksın çekilsin Doğu Türkistan'dan tamamen. Oradaki insanlar hürriyet içinde camilerine gitsinler, fabrikalarına gitsinler. Sohbet etsinler, bayram sevincine dönsün. Çin'in burada bir güzellik yapması gerekir artık. Bunun vakti geldi. Açıkça meydana çıksın ortaya biz burada yanlış yaptık. Bu ülke bağımsızlığı hak eden bir ülke. Biz buraya gereksiz müdahale ettik. Hiçbir amacı da yok hiçbir mantığı da yok. Böyle 21. yüzyıla yakışacak bir şey değil bu. Biz buradan askerimizi de çekiyoruz. Siyasi baskımızı da kaldırıyoruz. Bu devleti hür ilan ediyoruz dediğinde, Çin bütün dünyada sevilir. Herkes saygı duyar. Bu güzelliği yapması lazım Çin'in.

Asia RFA: Evet şimdi siz Komünist Çin'in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan kitabınızda da bahsediyorsunuz. Çin'de 49'dan sonra idam edilen kendi vatandaşı dışında Müslümanların sayısı milyonlarla sayılıyor ama bugün ABD'nin Irak'a girmesi, Afganistan, sonra Filistin meselesi burada biz dünya medyasında görüyoruz, günde kaç kişi öldüğünü. Ama en acı olan bugün Doğu Türkistan'da sadece kitap yazdığı için, şiir yazdığı için içerde olan, idam edilen binlerce insan var. On binlerce insan var ama dünya sessiz buna. Neden?

ADNAN OKTAR: Bu konuda Türk-İslam Birliği düşüncesini savunan herkesin yeri yerinden oynatması lazım. Bizim önümüzdeki günlerde bu yönde bir çalışmamız başlıyor. İlk başta Azerbaycan ile başladık. Şimdi sıra Doğu Türkistan'da, Doğu Türkistan'ı basında gündeme getireceğiz yani Çin'in artık elini bu ülkeden çekmesi, bu insanları rahat bırakması, bir de sürekli adam öldürülüyor. Yazı yazdı diye adam öldürmek, havaya baktı diye yere baktı diye adam öldürmek. Bu zulüm, en vicdansız insanın bile yapacağı bir şey değildir. Çin bunu yapmakla dünyada küçük düşüyor. Kendini küçük düşürüyor. Her şeyini küçük düşürüyor. Milletini küçük düşürüyor, devletini küçük düşürüyor. bunu yapmasın. Bunu bir dürüstlük anlayışı içerisinde, bir akılcılık, efendilik anlayışı içinde yapsın, düşünsün. Çekilsin bıraksın bu ülkeyi hür olsun Doğu Türkistan. Bakın o zaman dünya Çin'e nasıl açılıyor. Türkiye'nin bakış açısı ne kadar güzel oluyor. Mesela Türkiye'den işçiler gider Çin'e, çalışmaya giderler, buraya gelenler olur. Bambaşka bir çizgi olur. Ama bu kanayan yara olduğu müddetçe, bütün milletin kalbinde bir öfke oluşacaktır. Yani birçok insan, birçok ticaret adamı iş kurmak için Çin'e sırf bu nefretten dolayı gidemiyor. Çünkü bu kadar insanı öldüren, bu kadar cinayet işleyen bir ülkeye, insan göğsünü gere gere gidebilir mi? İnsan kanı dolu yerler. İnsan kanına basarak yürüyeceksin orada Çin'de. İnsan kanının üstünde Müslüman yürüyemez. O kanı yerden temizleyecekler. Bu cinayetleri durduracaklar bu zulüm kalkacak. Bıraksınlar Doğu Türkistan'ı demokratik olsun. Laik olsun. Dünyada bağımsız bir ülke olarak güzel yerini alsın. Çin bundan kat kat zengin olur. Yani bundan kaybı olur diye düşünmemesi gerekir. Prestij kaybetmez, prestij kazanır bundan. Bu gurur meselesi yapılacak birşey değil.

Asia RFA: Şimdi burada Türkistan coğrafyasına baktığımız zaman Çin için stratejik açıdan çok önemli. Çin bugün ABD'den sonra en fazla enerji tüketen ülkelerden bir tanesi. Kalkınmak için enerji, petrole ihtiyaç var. Bu da Orta Asya'dan sağlanıyor. Bugün Kazakistan'dan petrol boru hattı Şangay'a kadar. Doğu Türkistan'dan doğal gazı var. Şimdi, burasını tarihte 4 kere işgal etmiş Çin, Türkistan coğrafyasını, 4 kere süper güç olmuş. Buradan beslenmiş. Dolayısıyla burası Çin için çok önemli Çin bırakmak istemiyor. Bunun tersine Batı Türkistan'a yönelik bir açılma politikası var. Yani Türk Dünyası olarak İslam dünyası olarak ne yapılması lazım? Uygurlar bugün İslam dünyasına biraz küskün çünkü 11 Eylül'den sonra, uluslararası terörizme karşı mücadeleyi bahane ederek, Çin birçok Uygur'u bastırdı. Bugün oruç tutmak yasak, temel inanç özgürlüğü yok. Bu, Af Örgütü'nün raporlarında da belirlendi. Siz buna nasıl bakıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Çin'in bu soğuk savaş döneminin kafasını bırakması lazım. Eğer Doğu Türkistan'dan çekilirse bununla ilgili anlaşmalar da yapılabilir. Yani daha fazla onlara elektrik verilebilir, petrol verilebilir. Onları müşkül durumda bırakacak bir şey zaten olmaz. Onlara elektriğin satılması, petrolün satılması, enerji satılması zaten İslam ülkelerinin istediği bir şey. Bu onların lehine olur. Ucuz da satılır gerekirse. Ama yeter ki bu insanların yakasını bıraksın. İstediği petrol olsun, istediği elektrik olsun, istediği doğal gaz olsun ama bunun için bu kadar milyonlarca insanı esir edip ezmenin bir alemi yok. Bu, karşılıklı anlaşmalarla da yapılabilir. Mesela Türkiye ile de anlaşma yapılabilir. Devletlerle Çin anlaşma yapabilir. Bütün Türk devletleri toplanıp Çin ile bu konuda anlaşmaya varabilir. Biz seni doğal gaz yönünden, elektrik yönünden enerji yönünden, petrol yönünden tam anlamıyla doyuracağız. Ama sen şu tertemiz insanların bir yakasını bırak, bu kadar. Konu bu, mesela 50 yıllık anlaşma yapalım denir ve hakikaten de satılır petrol. Çin'in istediği petrol olsun.

Asia RFA: Evet, burada siz Türkiye'nin Doğu Türkistan politikasına nasıl bakıyorsunuz? Yani bugün Türkiye'de çok sıkıntı var. 98'de bir genelge Meclis'ten çıkmıştı. Bugün Doğu Türkistan'ın gök bayrağını asmak yasak. Çok sıkıntı yaşıyor burada sivil toplum örgütlerimiz. Ama Türkiye diyor ticari ilişkimize zarar verir. Bu sebeple Çin, "biz Doğu Türkistan sivil toplum örgütlerine orada bir takım şeylere izin vermeyeceğiz" diyor. Ama ticari ilişkiye baktığınız zaman Çin'den 14 milyar dolarlık mal alıyoruz. Biz sadece 1 milyar dolarlık mal satıyoruz. Bugün milli sanayi Türkiye'nin milli sanayisini kalitesiz Çin malları yok ediyor. Büyük bir tehdit bugün Çin malları. Türkiye'nin politikası ne olmalı? Tabi ki Türk dünyası dediğimiz zaman Türkiye Osmanlı'dan gelen köklü büyük bir devlet. Ama bugün bir takım politikalarda iç çatışmalardan dolayı dışarıya fazla önem veremiyor Türkiye. Siz Türkiye'nin Doğu Türkistan politikalarına nasıl bakıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Türkiye işin doğrusu bir Türk-İslam Birliği politikasını ruhunda ister istemez muhafaza ediyor. Yani genlerinde var. Her Türk Türk-İslam Birliğinin kurulmasını bilinç altında ister. Ama Türkiye'nin Çin'e tek başına gücünün yetmesi mümkün değil. Bu ancak Türk -İslam Birliği ile olur. Türk-İslam Birliği'ni hızlandırmak lazım. Çok süratlendirmek lazım. Bu birliği Çin'e de fayda getireceğini, Çin'e güzel bir üslupla anlatmak lazım. Çin devletine bunu çok güzel bir üslupla anlatmak lazım. Çin belki bu birliğin aleyhinde olacağını düşünebilir. Çin'in lehine, Çin'i kurtarır bu, her yönden kurtarır. Askeri yönden de kurtarır, bir saldırıya karşı da kurtarır. Ekonomik yönden de kurtarır. Modernleşmesini sağlar. Yazık Çin'in kendi halkı da sürünüyor. Ben görüyorum gazetelerde falan ahır gibi yerlerde yaşıyorlar küçücük. Sürünüyor milleti. O insanlar da ferahlar rahatlarlar. Kendi milletinin kurtuluşu için de Türk-İslam Birliği'ni, Çin'in desteklemesi gerekiyor. Bu birlik bir işgal birliği değil, bir egoist birlik değil. Bu bir sevgi birliği, bir dostluk birliği ve yardımlaşma birliği ve anlayış hoşgörü, ılımlılık birliği ve laik zeminde olacaktır. Zemini laik zemine oturacak bu çok önemli. Laik olduktan sonra, barışçıl olduktan sonra, demokrasiyi savunan bir sistem olduktan sonra Çin'in bundan çekinmesi için bir sebep yok. Bu tabi ki İsrail'in de ferahlaması demektir. Bütün bölgede çatışmanın bir anda durması demektir. Çünkü Filistin de biliyorsunuz ızdırap içinde, ama İsrail de ızdırap içinde çünkü her an başlarına bir bomba düşmesi ihtimali oluyor. Her an bir şey olması ihtimali var. Duvarların içinde yaşıyor İsrail. Adeta esir oldular, kendi kendilerini esir ettiler. Duvarın içine hapsettiler. Yıkalım o duvarları, açalım. Gürül gürül oraya ticaret arabaları gitsin. Otobüsler gitsin, kamyonlar gitsin. Gemiler gitsin deniz yoluyla bir ferahlık olsun, Çin'i de bu konuda ikna etmek için. Tabi bu daha çok sivil toplum kuruluşlarının çalışmasıyla olabilir biraz. Ama bu yönde bizim yoğun bir çalışmamız olacak önümüzdeki günlerde . Çin'i bu gereksiz korkularından kurtaracak, klasik devlet politikalarından vazgeçmesini sağlayacak bir düşünce bu. Çünkü klasik devlet politikasında ne yaparsın, çıkarı olan bir yer vardır, gider orayı işgal edersin. Adamları da ezersin orada yaşarsın. Yani kan emerek yaşamaya gerek yok. Bu sevgiyle olur, dostlukla olur. Yani yarasaya gider kan emerek yaşamak. Çin'e yakışmaz bu.

Asia RFA: Şimdi Çinlilerde böyle bir Türk-İslam korkusu var. Dolayısıyla son dönemde Müslüman Uygur Türklerine karşı baskı gittikçe artıyor. Daha bir hafta önce bir öğretmen ile röportaj yaptım. Yemek yerken Bismillah diyerek yiyin diye okulda söyleyen öğretmeni kökten dinci diye işinden atmışlar. Bu, yakında olmuş. 21. yüzyılda bugün olan olaylar bunlar. Bunlar ki yüzlerce örnek gösterebiliriz. Böyle birşeyde biz Türk-İslam Birliği dediğimiz zaman Çin'i daha fazla ürküttüğümüzde, Doğu Türkistan'a baskı daha mı artacak? Bu nasıl olacak? Abdülaziz'den beri Doğu Türkistan'da panTürkizm panİslamizm'in Türkiye'den kaynaklandığını söyleyip yazan cilt cilt kitaplar var. Bugün de yazıyorlar bunu. Yani böyle bir Çin varken bu tez orada nasıl bir etki yapar sizce?

ADNAN OKTAR: Bir panTürkizm, bir panİslamizm vardır. Bir de Türk-İslam Birliği vardır. PanTürkizm'de eğer bir insan isterse bunu, Türk ırkının dünya ırklarının üstünde olduğu ve bütün dünya ırklarının ona köle olacağı şeklinde yorumlayabilir. Bundan tabi ki korkar insanlar. Yahut mesela İslam Birliği olarak düşünür. O katı kuralların hakim olduğu çok acımasız bir sisteme dönüştürmeye kalkabilir şahıslar. Tarihin karanlıklarında biz bunu gördük. Daha önceki dönemlerde gördük. Ne o ne o, burada kastedilen. Bir kere burada laiklik sigortası var. Sistem tam bir laik sitem üzerine oturacak bu çok önemli. Budist birinci sınıf insan olacak, ateist birinci sınıf insan olacak, birinci sınıf vatandaş olacak. Müslüman birinci sınıf vatandaş olacak. Hıristiyan birinci sınıf vatandaş olacak. Musevi birinci sınıf vatandaş olacak. Bu laiklikle sağlanacak. Ama coşkun bir sevgi ortamı ve güven ve tabi güçlü bir askeri birlik, askeri yapılanma. Nerede terör var? Kan akıtmaya da gerek yok. Arkadaş dersin, terörü kes. Adam durdurur, caydırıcı güç karşısında bir insan uzatmaz. Dünyanın neresinde olursa olsun terör olduğunda ilgili şahsı çağırırsın, arkadaşım ayıp yapıyorsunuz bunu yapmayın dediğinde konu biter. Amansız bir güç olacaktır çünkü Türk-İslam Birliği'nin askeri gücü akıl almaz bir güç olacaktır. Kime rica etse konu biter. Dolayısıyla kargaşa bitecektir. Adaletsizlik bitecektir. Onun için kimse buna itiraz etmez.

Asia RFA: Böyle olduğu zaman Türkiye'nin ta Tanzimat'tan beri devam eden Batılılaşma, Avrupa Birliği'ne girme projesi nasıl olacak?

ADNAN OKTAR: Avrupa Birliği'ne Türk-İslam Birliğinin lideri olarak girerse, Avrupa Şahlanır. Avrupa birse yüz olur o zaman. Dünyanın en büyük devleti haline gelir Avrupa. Ama Türk-İslam Birliği de, hepsinin üstünde birinci devlet olur. Yani bütün dünyayı servete, mala, bolluğa boğar bu. Yani yiyecek içecek artık zibil gibi, sokaklara dökülecek hale gelir. Yani mal o kadar bollaşır ki, insanlar ne yapacaklarını şaşırır. Zenginlik öyle bir bollaşır ki insanlar şaşırır. Bu yoğun israf, savaş, dağa taşa bomba atma, bundan kaynaklanıyor. Filistin'de, mesela İsrail biraz para kazanıyor, kazandığı parayı olduğu gibi askeri harcamaya yatırıyor. Kardeşim ne gerek gel Türk-İslam Birliği'nin yapılanması içerisinde yerini al. Kendi devletin müstakil olsun. Üniter devletini kur. Kimse senin devletine birşey demiyor. Askeri yapın da olsun ama bu sistemi destekle sen, ve askeri harcama yapmana da gerek kalmasın. Dağı taşı bombalamana gerek kalmasın. Milyonlarca insanı öldürmene gerek kalmasın. Zulüm yapma, bırak bunları rahat et, bu mantık.

Asia RFA: Evet, şimdi bu tabi Türk Cumhuriyetleri dediğimiz zaman bugün dünyada 7 tane Türk Bayrağı dalgalanıyor Birleşmiş Milletlerde. Fakat Türkistan coğrafyasına baktığımız zaman buradaki devlet başkanlarının çoğu komünist rejimden çıkmış insanlar. Bugün Özbekistan'ın en büyük korkusu İslam. Yani bugün İslam korkusuyla insanlara, insan hak ve hukukları açısından Özbekistan en geri ülkeler listesinde. Şimdi böyle bir coğrafyada bu cumhuriyetlerde bu yönetim değişmediği müddetçe bu Türk-İslam Birliği'ni bunlara nasıl anlatacaksınız?

ADNAN OKTAR: Özbekistan'da sunulan İslam, adamların korkacağı gibi birşey yani orada demokrasi yok. İnsan hakları yok. Zulüm var, kesme var, biçme var ve hiçbir mezhebe, kendi dışında hiç bir düşünceye yaşama hakkı yok. Hadi bakalım sen bir Sünni ol, bitersin bu sistemde yahut Caferi ol bitersin. İlla ki o sisteme uyacaksın. Halbuki benim anlattığım sistemde her mezhep her din alabildiğine özgür yaşar. Ve huzur içinde yaşar. Özbekistan bunu bilse böyle bir sistemi, adamlar başımızın üstünde yeri var bu sistemin der. Ama tanıtılan panTürkizm ve Panİslamizm bambaşka şeyler bunlar. Bunlarda kan var, gözyaşı var. Bizim anlattığımızda sevgi var, barış var, kardeşlik var, huzur var ve alabildiğine fikir hürriyeti var düşünce hürriyeti var. Her insana düşüncesinden dolayı saygı duyma var. Ne güzel, mesela adam dinsizse söylesin. Niye gizlesin, münafık olacağına, merdane açıkça söylesin. Arkadaş, ben dinsizim desin, bilirsin ne güzel işte, rahat. Dinsizse o senin dinsiz arkadaşın, kardeşindir. Olabilir, Allah onu o şekilde yaratmıştır. Olabilir, Allah dinsiz insan yaratacağını da söylüyor Kuran'da.

Asia RFA: Şimdi Türkistan coğrafyasında ben internete girip şöyle gençlerin yazdıkları görüşlere baktığım zaman laiklik dediğimiz zaman bir dinsizlik olarak anlıyorlar. Bu laikliği de tam olarak anlatabilmiş değiliz. Yani siz laiklikten bahsediyorsunuz. Laiklik nasıl bir şeydir sizden alabilir miyiz görüşünüzü?

ADNAN OKTAR: Dindarın alabildiğine serbest olduğu, dinsizin de alabildiğine serbest olduğu, devletin hakem olduğu bir sistem. Mesela dinsiz namaz kılmaz saygı duyarsın, oruç tutmaz saygı duyarsın. Şarap içer saygı duyarsın. Dindar da gider namazını kılar saygı duyarsın. Oruç tutar saygı duyarsın. Kuran okur saygı duyarsın. Laiklik budur işte. Mesela Kuran satar, dini kitaplar satar saygı duyarsın. O da ateisttir kendi inancıyla ilgili kitap satar ona da saygı duyarsın. Laiklik budur.

Asia RFA: Şimdi Doğu Türkistan 20 milyon Müslümanın yaşadığı işte Kaşgarlı Mahmutların, Yusuf Has Haciplerin doğduğu toprak. Ama bugün burada gerçekten insanlık dışı bir uygulama var. Sizin tavsiyeniz Doğu Türkistan Müslümanlarına, bugün Batı dünyasında ABD'de, Japonya'da çeşitli bölgelerde oradaki zulmü anlatmak için, çeşitli yollarla faaliyetini devam ettiren çok fazla sivil toplum örgütleri var. Böyle bir durumda bugün Çin gittikçe büyüyor. Büyüdükçe bir takım hassas konulara hiç tahammülü yok. Tibet olayını da görüyoruz. Doğu Türkistan meselesi bu iki hassas konu, Çin'in en hassas konularından bir tanesi.

ADNAN OKTAR: Tibet'i de kurtaracağız.

Asia RFA: Doğu Türkistanlılara ne tavsiye edersiniz? Ne yapılması lazım?

ADNAN OKTAR: Çin'in tabi çok üstüne gitmek doğru değil. Yapılacak şey kültür. Çok kaliteli bir gençlik yetiştirmek lazım. Çok dindar, şuurlu, anti-Darwinist, anti-marksist, anti-komünist, kafası çok iyi çalışan, profesörler, bilimadamları, doktorlar, hukukçular. Çin bu güce dayanamaz. Dayanılamayan güç vardır, kültür. İki büklüm olur onun karşısında. Kültüre çok önem versinler. Benim sitelerime girsinler, bütün kitaplarımı okusunlar, bedava indiriliyor. Hepsini okusunlar çok şuurlansınlar, Çin'in gözünün içine anlamlı anlamlı baksınlar. Çin geri çekilecektir. Yapamaz yani gücü yetmez. Kültür karşısında hiç bir güç dayanamaz. Sen diyorsun ki güneş doğmuş. Ben inanmam diyor. Perdenin kenarını bir açıyorsun, bir kapatıyorsun bir saniyede bitti. Orada yüz kişi varsa yüzü birden düşer konu kapanır. Darwinizm'in olmadığını çok iyi özümsemiş bir Doğu Türkistan gençliği, bunu çok güzel anlatan uzmanlaşmış bir Doğu Türkistan gençliği, her gittiği yerde bunu anlatırsa, bu izahı anlatırsa Doğu Türkistan zaten bir çelik kale olmuş oluyor. Çin askeri orada gezse ne olur, hoplasa ne olur? Bilmem ne olsa ne olur? Aslanın üstüne kuş konmuş gibi oluyor. Bütün mesele Doğu Türkistan'ı aslanlaştırmakta, onun üstüne 4 tane karga da konsa, o aslan yine yürür. İstediği kadar yürür, istediği yere gider. Aradaki kardeşlik bağını güçlendirmek, kültürden taviz vermemek, bu temiz hallerini daha da güçlendirmek ve bu şekilde devam etmek. Çin buna dayanamaz. Çin gittikçe gelişiyor. Süper devlet oldukça Türkiye'ye de muhtaç, Avrupa'ya da muhtaç, Amerika'ya da muhtaç. Yarın öbür gün bu devletler birleşip bir muhtıra verseler. Çin küt diye oturur. Bir mali ambargoya en fazla 15 gün dayanabilir Çin. Gücü yetmez yerle bir olur Çin. Böyle bir gücü var dünyanın. Ama Doğu Türkistan gençliğinin de, olağanüstü kültürlü, çok yüksek ahlaklı, milli bilinci yüksek olması lazım. Bu güzel ahlaklarını iyice sağlamlaştırıp, yeni nesillere aktaran, bozulmaya karşıda çok titiz, dejenerasyona karşı çok titiz, mücadele eden bir tavır içerisinde olacaklar. Onlar aslan olsunlar. Çin onların üstünde karga gibi seksin hiçbir şey olmaz, gezinsin.

Asia RFA: Evet. Bundan sonra Doğu Türkistan ile ilgili nasıl çalışma yapmayı düşünüyorsunuz? Çok kitaplar yazdınız, CD çıkarttınız, internet üzerinden ulaşacaklar, biz bunu anonsunu yaparız ama bundan sonraki planınız nedir, Doğu Türkistan'a veya Türkistan coğrafyasına yönelik?

ADNAN OKTAR: İlk Azerbaycan'dan başlamayı düşünüyoruz. Daha öncede söyledim. Doğu Türkistan, Türk devletleri ve İslam ülkelerinin özgürlüğü için gayret edeceğiz ama tabi aciliyet var. Öncelik aciliyet bir kere Azerbaycan ile Türkiye'nin birleşmesi çünkü en müsait konumda şu anda onlar. O Laçin koridoru açılacak. Türkiye ile Azerbaycan birleşecek iki müstakil üniter devlet, laiklik sistemi var. Ama pasaport kaldırılıyor. Vize işlemi kaldırılıyor. İstediği gibi yerleşme hürriyeti olacak. Ticaret alabildiğine serbest ve bir askeri pakt. Azerbaycan Türkiye arasında askeri pakt olacak, konu bu kadar. Al sana Türk-İslam Birliğinin birinci aşaması. Ama arkasından Doğu Türkistan acildir. Çünkü esir konumunda. Yani esirlik şiddeti birinci plana alınmayı gerektirir. Çünkü zulüm nerede şiddetliyse, önceliğin oraya verilmesi gerekir. Öncelik orada. Hatta diğer İslam ülkelerinden daha da acil diyebilirim onun konumu. Çünkü esirliğinin şiddeti daha yüksek. Filistin'den daha şiddetlidir, Doğu Türkistan'ın konumu. O yüzden, basın yoluyla bir kere, konuyu çok gündeme getirmek kamuoyunun gözüne bunu getirmek lazım. Kamuoyu baskısı da Çin'i çok yıldırır. Büyük basında, büyük ilanlarla, büyük haberlerle, köşe yazılarıyla, televizyon haberleriyle köşeye sıkıştırmak lazım. O yönde bir çalışmamız olacak bu önümüzdeki günlerde.

Asia RFA: Sizin bu kitaplar yayınlandıktan sonra Çin Halk Cumhuriyeti'nden size bir protesto, bir baskı geldi mi?
Adnan Oktar: Gelmedi ama hiç takmam onu söyleyeyim. Hatta daha hoşuma da gider öyle birşey yaparsalar. İnadına inadına yüz misli bin misli daha fazlasını yaparım. Keşke de öyle olsa, protesto etseler.

Asia RFA: Evet Çince kitaplarınızda da gördüm. Bunu gönderebiliyor musunuz? Çin'de okuyucularınız var mı?

ADNAN OKTAR: Çin'de çok şükür elhamdülillah kitaplarımdan etkilenip namaz kılan, oruç tutan, İslam'a giren çok fazla kardeşimiz oldu. Onlarla da bir şekilde bağlantımız oluyor ama şimdi isimlerini versek, bağlantıları versek, biraz tabi Çin devletiyle kapıştırmış oluruz, o olmaz. Fakat kitaplarımızı da Çin'e elhamdülillah sokuyoruz. Giriyor, uygun bölgeler var oralardan. Çin'in içerisine kitaplarımız dağılıyor.

Asia RFA: Burada tabi Darwinizm'i çürüttünüz zaten de, şimdi koskoca Batı dünyasını, bir de Amerika, bir de koskoca Çin'i karşınıza alıyorsunuz. Bu güç size nereden geliyor?

ADNAN OKTAR: Allah'tan geliyor tabi ki. Allah'a insan sırtını dayadı mı "Hamidullahı metin" diyor Allah, "urvetül vuska" Allah'ın kopmaz koparılmaz ipine yapıştık. Sırtımızı Allah'a dayadık evvelAllah. O zaman muazzam bir güç haline gelir Müslüman.

Asia RFA: Şimdi çok güzel yayınlarınız var ama Türkiye'de de öğretmenlere gönderildi. İşte bir takım aleyhinizde medyada yazılar çıktı. Bu kitapları bizim radyo dinleyicileri soruyor. Yani bu kaynak bu kadar çalışmalar maddi olarak nereden geliyor?

ADNAN OKTAR: Allah Kendi yoluna gidenlere yardım edeceğini Kuran'da belirtiyor. Benim şahsi olarak hiçbir malım mülküm yok. Ne üstüme bir araba, ne bir ev, ne bir arsa, kendim şahsım üstüne hiç dünyada benim bir malım yok. Ama Allah'a şükür arkadaşlarıma Allah her yerden bir nasip kapısı açıyor. Ve helaliyle güzel yollardan, Allah imkan veriyor hakikaten de çok da başarılı oluyorlar. Bu konuda çeşitli iddialar ortaya atmışlardı. Devletin kurumları bunu inceledi. Baktılar ki baştan sona kadar helal. Yani hiçbir şekilde kanunsuz, hukuksuz hiçbir şey yok. Bütün para kaynaklarının helal olduğunu gördüler. Allah Kendi yolunda ilerleyene yardım eder. Bütün mesele buna samimi niyet etmekte. Biz samimi niyet ettiğimiz için Allah yolumuzu açıyor. Hz. Süleyman da öyleydi. Allah'a samimi kalple niyet etti bağlandı. Allah o devrin en büyük zengini ve en büyük gücü haline getirdi Hz. Süleyman'ı. Zülkarneyn de öyleydi. Allah'a samimi kalp ile bağlandı. Allah onu o zamanın süper gücü haline getirdi. Bizde inşaAllah öyle oluruz bu devirde. İnşaAllah.

Asia RFA: Evet Doğu Türkistan meselesini kaç yaşınızda ne zaman duydunuz? Nasıl biliyordunuz?

ADNAN OKTAR: Orta okul yıllarından bilirim. O beni hep kızdırmıştır, hep germiştir. Hep içimde bir uktedir çünkü ben Çin'deki çocukları hep düşünüyorum. Genç kızları düşünüyorum. Orada dinsiz Çinlilerin elinde onlar ne oluyordur, ne bitiyordur. İnsan düşünemiyor dahi yani böyle karanlık bir mağaraya hapsedilmiş, çoluk çocuk, masum genç kızlar düşünün, yarasalar uçuşuyor. Kabus filmlerinde olur ya benim de kafamda hep öyle kalmıştır. Bir kabus içinde yaşayan insanlar kalmıştır. Onun için, onları kurtarma azmiyle yaşadım her zaman. Türk-İslam Birliği düşüncesi hep benim çocukluğumdan beri vardır. Gittikçe de gelişiyor.

Asia RFA: Nerelisiniz, nerede doğdunuz? Böyle Doğu Türkistanlılara, kökünüz nerelere kadar dayanır? Merak edebilirler.

ADNAN OKTAR: Ben Hz. Hasan soyundan Seyyidim. Peygamber Efendimiz (sav)'in neslinden geliyorum. Kafkasya'ya geçmiş bizim atalarımız o zamanlar. Orada da zulüm vardı biliyorsunuz. Canlarını kurtarmak için Kafkasya'ya geçmişler. Sonra Kafkasya'da da zulüm olunca orada yine Seyyidlere karşı bir katliam başladı. Komünist Rusya döneminde, o zaman da kaçıp Türkiye'ye geldiler. Ankara'ya, Bala'ya yerleşmiş babamlar. O zaman Osmanlı Devleti onları istihdam etmiş. MaşaAllah, o zaman Osmanlı'nın öyle koruyucu bir yönü her zaman vardı biliyorsunuz. Sonra Ankara'ya yerleştik. Ben Ankara'da doğdum büyüdüm. İlk, orta ve lise eğitimimi orada yaptım. Sonra İstanbul'a Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi'ne geldim. İç mimari bölümünde, orada bir süre okudum. Sonra felsefe bölümüne geçtim. Komünistlerin daha yoğun olduğu bir okuldu orası. Faaliyet yapmak için oraya geçmiştim. Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi de öyleydi, Marksistlerin kontrolündeydi. Orada da öyle yoğun faaliyetlerim olmuştu. Kitap faaliyetlerine de o devirlerde başladım.

Asia RFA: Marksistlerden, Türkiye'deki Marksistlerden tepki alıyor musunuz? Türkiye'deki sosyalist Marksistlerden şu an mesela.

ADNAN OKTAR: O zaman evet. Şu an almıyorum ama o zamanlar okula giderken tehdit ediyorlardı. Öldürebileceklerini, okula gelmemem gerektiğini söylüyorlardı. Ben de dedim kaderimdeyse ölürüm. O yüzden öyle bir tehditten yılmam dedim. O yüzden gidip geleceğim dedim ve açık açık gözlerinin önünde namaza gidiyordum. Camiye gidip geliyordum. Birkaç kere tehdit etmişlerdi ölümle.

Asia RFA: Türkistan coğrafyasında nerelere gittiniz?

ADNAN OKTAR: Daha hiçbir yere gitmedik. Ama geldiğimizde özgür olarak geleceğiz inşaAllah. Özgür Doğu Türkistan'a geleceğiz inşaAllah.

Asia RFA: Son olarak Doğu Türkistanlılara ne demek istersiniz? Ne mesaj göndermek istersiniz?

ADNAN OKTAR: Onlar benim canım ciğerim, muhterem kardeşlerim, çok sevdiğim insanlar çocukluğumdan beri onların kurtuluşu için dua ediyorum ve gayret ediyorum. Bu önümüzdeki 10-15 yıl onların kurtuluş yılları inşaAllah. Bütün esir Türkler, esir Müslümanlar kurtulacaklar inşaAllah. Kendilerini çok iyi yetiştirsinler. Kültürlerini artırsınlar, imanlarını artırsınlar, Allah'tan korkularını artırsınlar. Allah'a sevgilerini artırsınlar. Anti Darwinist olarak kendilerini yetiştirsinler. Darwinizm'in oyunlarını sahtekarlıklarını öğrensinler. Benim sitelerime girsinler, oralara baksınlar. Birbirlerine sevgilerini çok yoğunlaştırsınlar. Dejenerasyona karşı çok titiz olsunlar. Milli kültürü çok sıkı muhafaza etsinler. Gerisine karışmasınlar. Kurtuluşları çok yakın inşaAllah.

Asia RFA: Evet bize çok değerli zamanınızı ayırıp, bizimle bu sohbeti yaptığınız için çok teşekkür ederiz
.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.

 

SN. ADNAN OKTAR'IN EKİN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (12 OCAK 2009)

ADNAN OKTAR: Ahir zamanda çektiğimiz acılar, Müslümanların çektiği acıların sebebi ahir zamanı bilmemeleri ve ahir zamanın gereğini yapmamalarından kaynaklanıyor. Peygamber Efendimiz (sav) bu hastalığın çözümünü söylemiş. Hastalık var, ilacı var, ilacını kullanmıyor Müslümanlar, ben ilacını anlatıyorum. İlacından kaçınıyorlar. Eğer ilaçtan kaçınırlarsa hastalık devam eder ve acı çekme de devam eder. Yani kan, Müslümanların dökülen kanı yetmedi mi Müslümanlara, Irak'ta dökülen kanlar, Afganistan'da dökülen kanlar, Filistin'de dökülen kanlar yetmedi mi? Müslümanlar artık birleşsin. Türk-İslam Birliği'ni oluşturalım. Türk Devletleri de esir konumda. Mesela, Doğu Türkistan'da Çinliler müthiş zulmediyor orada, bizim kardeşlerimize. Onlar Müslüman, dindar, halis, tertemiz Türk kardeşlerimiz bizim. Mazlum insanlar. Oradaki genç kızlar, çocuklar perişan durumdalar, kimsenin bundan haberi yok. Doğu Türkistan'da neler olduğundan kimsenin haberi var mı?

EKİN TV: Hayır, yok.

ADNAN OKTAR: Bilmiyorlar. Koskoca ülke...

EKİN TV: Doğu Türkistan'ı bilen bile yok hocam.

ADNAN OKTAR: Tabi, bak ne kadar ürkütücü bir şey bu. Orada gizli katliamlardan, yok olan insanlardan, faili meçhulle öldürülen insanlardan, gece yarısı evinden alınıp götürülüp bir daha gelmeyen insanlardan kimsenin haberi var mı?

EKİN TV: Yok.

ADNAN OKTAR:
İşte bak, bunların hepsinin çözümü, Türk-İslam Birliği'dir. Bu dinsiz bile olsa bir insan, onun için de insani bir borçtur. Müslüman için farz, dinsiz için de insanlığı varsa o insanın, insanlığı varsa onun için de insanlık borcudur.

 

SN. ADNAN OKTAR'IN APA HABER AJANSI (AZERBAYCAN) RÖPORTAJI (AĞUSTOS 2008)

ADNAN OKTAR: Türk- İslam Birliği'nin olmadığı dönem hep acı dönemi olacaktır. Yani bunun çaresi yok. Bunu Kafkaslar'da da görürüz, başka bölgede de görürüz, halen görmeye devam ediyoruz. Bunun önü sonu kesilmez, bu kan durmaz. Bunun tek çözümü Türk-İslam Birliği'dir. Bunu geciktirmek vebal altında bırakır insanları. Onun için, bizim millet olarak, Türk Milleti olarak bunun için var gücümüzle Kazakistan, Azerbaycan, Türkiye, Doğu Türkistan, bütün Türk Devletleri, Kırgızistan, hepimiz bir kere bu birliği acil bir araya gelip halletmemiz gerekiyor. Geçen her gün zararımıza ve aleyhimize olur Allah esirgesin. Bakın bugün Gürcistan'da akan kanlar, Abhazların sıkıntısı, Rusların çektiği ızdırap, bunların hepsinin kökeninde Türk-İslam Birliği'nin olmaması yatıyor.

 

SN. ADNAN OKTAR'IN ABU DHABI TV RÖPORTAJI (19 ŞUBAT 2009)

ADNAN OKTAR: Müslümanlar çözümüne yanaşmadıkları için bu olaylar devam ediyor. Çözümü, bütün Müslümanların birlik olmasıdır, bu farzdır, Allah'ın emridir. Namaz kılmak gibi, oruç gibi farzdır. Bir insan namazını kılmıyorsa fısk içindedir. İslam aleminin birleşmesini ve birlikte hareket etmesini istemiyorsa yine fısk içinde olur yani günaha girmiş olur. Bunun en güzel çözümü Türk Millet'inin öncülüğünde Türkiye'nin öncülüğünde Türk Devletlerinin desteğinde bir Türk-İslam Birliği'dir. Türk Milleti'ni lider olarak görmemin nedeni ahlaken ve mücahit ruhu yönünden çok güçlü bir millettir, metafizik bir millettir Türk Milleti ve özel görevlidir, Allah öyle yaratmıştır. Yani Allah'ın kılıcıdır Türk Milleti, Seyfullahtır, böyle bir özelliği vardır. Kılıç derken gidip insanları doğramak, kesmek değil, adalet kılıncı bu, adaletiyle, güzel ahlakıyla, sevgisiyle, şefkatiyle, merhametiyle, dürüstlüğüyle Türk Milleti bu konuda liderlik görevini mükemmel yapacak güce sahip ve tecrübesi var, yüzlerce yıllık tecrübesi var. Yani üç kıtada İslam ülkelerini gayet güzel mutluluk içinde, huzur içerisinde yönetmiş, az bir güçle. Yine bu aynı yapının yeniden tesis edilmesi gerekiyor, yeni modern Osmanlı gibi bir Türk-İslam Birliği'nin oluşması gerekiyor. Böyle bir yapılanmada Hıristiyanlar, Museviler hatta Budistler hatta ateistler herkes rahat eder. Bütün Müslüman âlemi huzur içinde yaşayacaktır.