İnsan sonsuzluğa göre ayarlıdır. Sonsuz yaşamak ister. Güzelliklere, nimetlere sonsuz kere sahip olmak ister.

Fakat bir bakar ki, hiç beklemediği, hiç anlayamadığı şekilde ömrü geçiyor. Nimetler tükeniyor. Güzellikler elinden gidiyor.

İnsan, yaşlanmayı istememesine rağmen bedeni hiç durmadan daha kötüye, daha eskiye doğru gider. Ruhu taptaze, genç ve dinamik olduğu halde bedeni bir süre sonra pek çok şeyi yapamaz hale gelir, tüm enerjisini ve niteliğini kaybeder.

En verimli olduğunu zannettiği bir dönem içinde bir de bakar ki gençliğini kaybetmiş, sağlığını yitirmiş, hiç anlamadan onlarca yılı tüketmiş.

Bunu insanın yadırgamasının bir sebebi vardır. Bunun nedeni, Allah'ın insanı sonsuz yaşama içgüdüsü ile yaratmış olmasıdır. İnsan, sonsuz bir yaşama ayarlıdır. Bu nedenle yaşlanmayı, zamanla eskiyip yıpranmayı kabul etmek istemez. Ölüm ile her şeyin sona ereceği fikrini kabul edebilmesi, bu fikre alışkın yaşayabilmesi mümkün değildir.

Dolayısıyla insan sonsuzluğa ayarlıdır. İşte bu gerçek, ahiretin varlığının en büyük delillerinden biridir. Sonsuzluğa ayarlı olan insan ruhunun yegane yaşam alanının bu geçici dünya olması mümkün değildir. Şuurlu bir insanın, ölüm ile biteceğini düşündüğü dünya hayatında rahat ve huzur içinde, sabırlı bir şekilde ölümü bekleyerek yaşayabilmesi imkansızdır. İnsanın bu dünyada rahatlık ve huzur içinde yaşayabilmesini sağlayacak olan şey, Allah'ın var olduğunu, Allah'ın kendisi için ahirette sonsuz bir yaşam yaratmış olduğunu bilmesi, buna inanıyor olmasıdır.

Allah insanda içgüdü vesilesi ile çeşitli beklentiler ve istekler yaratmıştır. Sevgi, şefkat, merhamet, acıma gibi içgüdüler dünyada tatmin edilecek şekilde var edilmiştir. Sevimli bir bebeğin, küçük bir köpek yavrusunun merhamet ve acıma duygularını şiddetle tatmin etmesi, dostluk, sevgi ve güvenin sürekli ihtiyaç olarak yaratılması gibi, sonsuzluk da bir içgüdü olarak vardır. İnsanda bu isteği yaratan Yüce Allah, bu isteğin karşılığını da yaratmıştır. Bu güçlü isteğin tatmin yeri dünya olamayacağına göre, insanın ahirete göre yaratılmış olduğu kesindir.

Bu, insanın ahiretin varlığını anlaması için yaratılmış, ruhunda kesin olarak yaşadığı, açık ve teknik bir gerçektir. İnsan, ölüm ile yok olup gitmeyeceğini, ölüm ile bitecek bir dünya için yaşayıp ömrünü tüketmeyeceğini bilip akledebilecek bir şuurda yaratılmıştır. Yalnızca birkaç dakika düşünmesi bile, bunu anlaması için yeterli olacaktır. O halde, asıl varılacak yerin ahiret olduğu kesindir. Ve ahiret, insanların sonsuz cennet ve cehenneme sunuldukları yer olacaktır. Aklı başında bir insanın bu gerçeği görerek varması gereken sonuç, dünya hayatının geçici bir imtihan yeri olduğunu bilerek, Allah rızası için ahirete yönelik yaşamasıdır. Çünkü cennet, Allah'ın Kendi rızasını kazanmış müminlere tüm nimetleri sonsuza kadar sunduğu sonsuz güzellikte bir yaşam iken; cehennem, azabın en şiddetlisinin sonsuza kadar yaşandığı, pişmanlığın fayda getirmediği, dehşetli bir yaşam olacaktır.

Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz. (Bakara Suresi, 28)


Bir akrep radyasyona maruz kalsa da yaşamaya devam eder. Bir köpekbalığının kansere yakalandığı görülmemiştir. Penguenler -40 derecede yaşarlar, fakat vücut ısıları +40 derecedir. Köpeklerin koku alma merkezleri insanlardan 40 kat daha gelişmiştir. Çita saatte 125 km hızla koşabilir. Timsahlar, günümüzde üretilen mide ilaçlarının aynı hammaddesini kullanarak kendi mide ilaçlarını kendileri üretir.

Bu örnekler milyonlarcadır. Canlılar, Allah'ın lütfu ve üstün sanatı vesilesiyle olağanüstü niteliklere sahip varlıklardır. Rabbimiz, her birinde farklı özellikler tecelli ettirerek, dilediği takdirde mükemmel ve kusursuz yaratacağını gösterir. İşte bu yaratılışta, insanların anlaması gereken büyük ve önemli bir sır vardır:

İnsan son derece aciz bir varlıktır. Tek bir virüse yenik düşebilir, bedeninde kontrolsüzce üreyen tek bir hücrenin vesilesiyle ölebilir. Yalnızca soğukta kalması, Güneş ile biraz fazla muhatap olması, yıkamadan bir meyveyi yemesi, gözüne yalnızca tek bir toz tanesi kaçması, biraz fazla yemek yemesi, biraz uykusuz kalması, ciddi hastalıkların oluşması için yeterli bir sebeptir. Çiçekteki koku, dünyanın neresinde olursa olsun güzeldir. Yalnızca bir çimen parçasının kokusu bile ferahlık verir. Allah dilese, böyle bir kokuyu doğal olarak insanda da yaratabilir. Fakat durum böyle değildir. İnsan, kendi bedeninde, oldukça kısa bir zaman içinde kendisinin dahi dayanamayacağı bir acz ile karşılaşır. Bedeninde her gün mutlaka, detaylı ve kapsamlı bir bakım yapmak mecburiyetindedir. Fakat düşündürücü olan, insandan başka hiçbir canlının böyle bir bakıma ihtiyacı olmamasıdır.

Allah dilese, tıpkı kuyruğu kopan kertenkelenin tekrar kuyruğunun çıkması gibi, insanda da kopan uzuvların yerine yenisini var edebilir. Fakat böyle olmamaktadır. Allah dilese, hiç kanser olmayan böcekler gibi insanı da kanserden habersiz bir canlı yapabilir. Fakat durum bu şekilde değildir. Allah dilese, radyasyonun içinde hiçbir zarar görmeden yaşattığı canlılar gibi insanı da her türlü ortama dayanıklı kılabilir. Allah dilese, acizlik yaratmayabilir. Fakat Allah acizlikleri yaratmıştır ve bu yaratmada büyük bir hikmet vardır.

Bu hikmeti görebilmek için biraz düşünmek yeterlidir. Allah her şeyi mükemmel yaratmaya kadir olduğuna ve dilediği anda kusursuz yarattığına göre, dünya hayatı, özel olarak eksik ve kusurlu yaratılmıştır. İnsana acizlik, özel olarak diğer canlılardan çok daha fazla ve kapsamlı şekilde verilmiştir. Bir çınar ağacı yüzlerce yıl yaşayabilirken, insanın ortalama ömrünün 70-80 yıl olması bu özel yaratılış sebebiyledir. İnsanın, bu özel yaratılışı görüp anlaması gerekmektedir. Rabbimiz kusursuz yaratmaya kadirdir ancak imtihanın gereği olarak dünya hayatını bir hayli kusurlu yaratmıştır. Allah'ın yüce sanatının asıl olarak tecelli edeceği yer ise ahirettir.

Cennet; kusurun, hastalıkların, acizliklerin, yorgunluğun, uykusuzluğun, yaşlanmanın, sakatlanmanın, susamanın, acıkmanın, kirlenmenin, acz içindeki ihtiyaçların, mutsuzlukların, nefretin, huzursuzlukların hiçbirinin olmadığı yerdir. Cennet; nimetlerin, güzelliklerin, sevginin, bolluğun, mutluluğun, sağlık ve neşenin, gençliğin, dinçliğin, temizliğin, sonsuza kadar kesintisizce var olduğu yerdir. İnsanın dünyadaki kısa ömrü ve sahip olduğu acizlikleri, bizler için gayb olan fakat Allah'ın Kuran ile bildirmesiyle kesin bir gerçek olan cenneti düşünmesi, buna inanması ve bu sebeple Allah'a yönelmesi için verilmiş özel imtihanlardır. Dünyada, Allah'ın yarattığı bu muazzam imtihan ortamında, acizliklerin ve dünya hayatının kısalığını düşünerek bunun hikmetini çözebilen bir insan, asıl hayatın dünya hayatı olmadığını da anlamış olacaktır. İstemediği halde yaşlandığı, istemediği halde hastalandığı, istemediği halde acizlikler, sıkıntılar ve endişelerle başetmek zorunda kaldığı sahte, kısa ve geçici bir hayatın asıl hayatı olmayacağını bilecek kadar anlayışı açılmıştır. Kusursuz hayatı cennettedir. Cennette bu yaşam asla son bulmayacaktır. Hastalıklarla, ölümle, zorluklarla kesilmeyecektir. Sonsuza dek, tüm acizliklerden arınmış olarak devam edecektir. Çünkü bu, kusursuz yaratan, tüm eksikliklerden münezzeh Allah'ın yaratmasıdır.

Ama Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için Allah Katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik yapanlar için, Allah'ın Katında olanlar daha hayırlıdır. (Al-i İmran Suresi, 198)

Dünyada yaratılan aczin bir başka hikmeti ise, insanın, dünyadaki sıkıntı, hastalık ve zorlukların, sonsuz cehennemde ebedi olarak yaşanacağını bilmesi içindir. Cennette Müslümanlar için acizlikler yok olur, güzellik ve nimetler artarken; cehennemde acizlik, acı ve ölümlerin en şiddetlisi sürekli olarak yaşanacaktır. Dünya hayatını asıl hayatları zanneden ve kısa bir ömür için Allah'a kulluk etmeyi kendilerince reddeden kişiler, ahirette asıl hayatın, içinden hiçbir zaman çıkarılmayacakları ve sürekli azap görecekleri cehennem olacağını göreceklerdir. Allah ayetlerinde şöyle buyurur:

(Kıyametin) Geleceği günde, O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır. Mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır. Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır. (Hud Suresi, 105-107)

Bu dünya hayatı, Allah'ın yarattığı özel bir imtihan ortamıdır. İşte bu sebeple dünya hayatı, iyilerin yanında kötülerin de olduğu, insanların denendiği geçici bir yaşamdır. Bunun elbette çok büyük hikmetleri vardır. İyinin yanında kötünün görülmesi, insanların cennetin kıymetini anlayabilmeleri için gereklidir. İnsanlar, iyi ve kötünün birbirinden ayrıldığı bu ortamda Rabbimiz'in izniyle güzel tavır göstermekle denenmektedirler.

Dünya hayatı iyi ve kötülerin daimi bir mücadele içinde olduğu bir yerdir. Fakat bu dünyada kötülük ve iyilik, birkaç özelliğe göre belirlenmiş değildir. Kötü ile iyi, birbirinden tümüyle farklı, çok kapsamlı ve detaylı özel karakter niteliklerine sahiptirler. Kötü olan tamamen şeytanın yönlendirmesi ile hareket ederken, iyi olan vicdanına göre davranır. Kötü olanın Allah korkusundan kaynaklanan bir sınırı olmaz, her şeyi yapmaya hazırdır. Durum ve şartlar gerektirdiğinde, yalan söyleyebilir, iftira atabilir, haram yiyebilir, vefasızlaşır, hainlik yapar, menfaatini karşısındakine tercih eder, kindardır, kıskançtır, dengesizdir, entrikacıdır. Allah'tan korkusu olmadığından her türlü hainliği, her türlü kötülüğü yapabilecek potansiyeldedir. Çok dengesi bozulduğunda bir insanın canına kastetmemek için hiçbir engeli yoktur. Kötülük yaptıkça şeytanın daha fazla himayesine girer, daha fazla kötülük yapmaya yönelir.

Şeytanın kontrolündeki insanlar, nimetin güzelliğini, zevkini yaşamaları gerekirken, kötülük yapmanın, insanları zora sokmanın, karanlık, kabus ve korku getirmenin peşine düşerler. Yaşadıkları dünya hayatına farklı bir şekilde bakarlar. Ömürlerinin kısa olduğunu bilmelerine rağmen, bu kısa zamanı, kendi menfaatlerini düşünerek, hırs içinde ve düşmanlıkla geçirmeyi tercih ederler. Mücadeleleri ise, sürekli olarak iyi olanlarladır.

İyi olanlar ise, Allah korkusu ile hareket eden insanlardır. Bu insanlar için dünyada yaratılmış güzellikler birer nimettir. Allah korkusu onları hayatları boyunca iyi ve güzel davranışlarda bulunmaya, vefalı ve dürüst olmaya, asla haram yememeye, kimsenin hakkına tecavüz etmemeye, kendinden önce başkalarını üstün tutmaya, dost ve kardeş olmaya, güvenilir yaşamaya, arkadan plan kurmamaya, entrika yapmamaya yöneltir. Böyle bir insan yaşamının her anında güzel ahlaklıdır. Dengesizleştiği, sürpriz karakterler gösterdiği, kendisini kaybedip tanınmaz hale geldiği anlar yoktur. İyi olan, Allah korkusu ile hareket ettiği için, ortam ve şartlar ne olursa olsun mutlaka Kuran'a uygun davranır. İşte bu, iyi olanları kötü olanlardan ayıran en önemli farktır. Bu aynı zamanda kötülerin iyilere olan ezeli düşmanlığının da sebebidir. Onlar, Allah'ın güzel gördüklerinin tümüne savaş açmış olduklarından, Allah'ı sevenlere de düşmandırlar.

Bu dünya hayatı, iyilerle kötülerin birbirlerinden ayrıldığı bir imtihan ortamı olduğundan her ne zaman dünyada bir kargaşa ve kötülük olsa, Kuran'a uygun yaşamanın gerekliliği ile karşılaşılır. Dünya ancak Allah'ın rızasına uygun ve dolayısıyla Kuran'a uygun yaşandığında mutlak dostluğun, kardeşliğin, dürüstlüğün, sevgi ve merhametin yaşandığı kusursuz bir yer haline gelecektir. Dünyanın Kuran'da tarif edildiği şekilde yaratılmış bir yer olması, ahiretin varlığının da önemli bir kanıtıdır. İnsanlar Kuran'a uyup uymayacaklarına göre bu dünyada imtihan edilmektedirler. Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:

O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)

Kusursuzluk, Allah'ın yarattığı ebedi cennette sonsuza kadar tecelli edecektir. Yüce Rabbimiz, kusursuzluk sanatını, cennette en güzel nimetlerle salih müminlere sunacaktır. Cennet, hiçbir kötülüğün, acizliğin, hüznün ve korkunun olmadığı, güzelliğin sonsuza kadar sunulduğu bir mekandır. Nimetlerin en güzelini ve kusursuzunu yaratmaya kadir olan Allah'ın üstün sanatı tecelli eder. Yüce Rabbimiz ayetlerinde şu şekilde haber vermiştir.

Ona yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlar şahid olurlar. Gerçek şu ki, ebrar olanlar, elbette nimetler içindedirler. Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler. (Mütaffifin Suresi, 21-23)

Çocukluk ve gençlik yıllarında insanın yaşamı parlak, berrak ve dinçtir. İnsan, o yıllarda yaptıklarının tümünü sonsuza kadar hatırlayacağını zanneder. Olaylar, insanlar, yaşananlar onun için o kadar önemlidir ki, bunların tümünü an an, olay olay hatırlayabileceği, tümünün yaşamında önemli yer tutacağı kanaatindedir. Fakat zaman ilerledikçe çok önemli, çok detaylı ve çok net olduğunu zanettiği bütün olaylar gitgide flulaşır, hatta yok olur. Bir kaç on yıl sonra, çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadıklarının yalnızca birkaç anı aklındadır. Geçirdiği koskoca 50-60 yılın yalnızca birkaç anı.

İnsan, geçmişine dair yalnızca belirli şeyleri hatırlayacak şekilde yaratılmıştır. Yaşadığı ilk 3-4 yıl ise hiçbir şekilde hafızasında değildir. Fakat bunların tümü, Rabbimiz'in Katında, her anı ile mevcuttur. Allah dilediği takdirde, tüm bunları insanın kendisi için de var edebilir, hafızasında tümünü yaratabilir. Fakat dünyadaki imtihanın gereği olarak bu şekilde olmamaktadır.

Bunun kuşkusuz ki çok büyük hikmetleri vardır. İnsanın yaşadıklarının yalnızca küçük bir bölümünü hatırlıyor olması, aczini görmesi açısından gereklidir. Allah tümünü bilirken, kendisi bilmemektedir. Sonsuz bilginin ve sonsuz aklın sahibi olan Yüce Rabbimiz'in Katında yaptığımız, yaşadığımız, konuştuğumuz, düşündüğümüz her şey, her detayıyla vardır. Ve bunların tümü, ahirette mutlaka insanın karşısına çıkacaktır.

Bizler, yaşadığımız olayların bir süreç içinde gerçekleştiği hissine kapılırız. Allah'ın takdiri olarak, zamana bağımlı olarak yaratılmış varlıklarız. Fakat Yüce Rabbimiz Allah, zaman ve mekandan münezzehtir. Zamanı ve mekanı yaratandır, fakat Kendisi zaman ve mekandan bağımsızdır. Dolayısıyla, Allah'ın Katında bizim için belirlenmiş olan kader yalnızca tek bir andır. Bizim yaşantımız, dünyanın yaratıldığı andan yok olacağı ana kadar geçen süre yalnızca tek bir anda olup bitmiştir. Allah'ın Katında bunların tümü yaratılmıştır, sonuçlanmıştır. Ancak bizler bütün bunları belli bir zaman kavramı içinde izleriz. Bizim "yaşandı bitti" diye düşündüğümüz, unutup varlığını dahi hatırlamadığımız olaylar, bizim için yaratılmış kader dahilinde aslında şu anda gerçekleşmekte ve Allah'ın Katında varlığını sonsuza kadar sürdürmektedir. Bizim bunu geçmişte yaşamış olduğumuza dair aldığımız his yanıltıcıdır. Geçmişte yaşanan o olay, Allah Katında şu anda da varlığını sürdürmektedir. Geçmiş, yalnızca bize verilmiş bir algıdan ibarettir.

Allah, Baki olandır (devam eden, fani olmayan). Allah'ın kaderde yarattığı tüm olaylar da Rabbimiz'in katında sonsuza dek varlığını sürdürür. Yüce Allah, dilediği taktirde bu dünyada da olayların muhafaza edilebileceğini çeşitli vesilelerle insanlara göstermektedir. Bir cd'ye kaydettiğimiz doğum günü partisi, aradan yıllar geçse de, insanlar yaşlanıp ölse de, nesiller değişse de, o cd var oldukça sürekli olarak onun içinde varlığını sürdürecektir. O cd ne zaman seyredilse, aynı doğum günü partisi aynı detaylarıyla karşımıza çıkacaktır. O görüntünün içindeki kişilerin tümü, konuşmakta, yürümekte, eğlenmekte, hareket etmektedirler. Hepsi, bugünkü kadar canlıdırlar. Aynı görüntü ne zaman seyredilse, yine mutlaka aynı şeyleri yapacaklardır. Demek ki Allah, dilediği takdirde herhangi bir vesile ile yaşanan bir şeyi sonsuza dek bu dünyada da var edebilir. Allah dilerse o anlar, bizim hafızamızda da sürekli olarak var olurlar. Bunların tümünü Allah zaten bilmektedir. Ve kuşkusuz bunları bizim zihnimizde yaratmak Allah için kolaydır.

Hipnoz seansları, insanın yaşadığı olayların yok olup gitmediğine önemli birer örnek teşkil ederler. İnsanlar, hipnoz esnasında, hiçbir şekilde hatırlamadıkları, hatta teknik olarak hatırlamaları mümkün olmayan 3-4 yaşında yaşadıkları olayları, bütün detaylarıyla, bütün his ve duygularıyla aynı şekilde hatırlarlar. Aslında hatırlamanın ötesinde bu olayı tüm detaylarıyla yaşarlar. Bir insanın, yok olduğuna inandığı bir anı, tüm gerçekliği, netliği ve doğruluğu ile tekrar yaşaması, aslında tüm yaşananların sonsuza kadar varlığını sürdürdüğünün önemli bir delilini teşkil eder. Bu aynı zamanda Allah'ın Katında tüm bilgilerin noksansız bulunduğunu ve Allah'ın dilediği taktirde bunları bizim hafızamıza da vereceğini açıkça göstermektedir.

Allah, aciz yaratılmış insana bile olayları hatırlama yeteneği vermişken, dilediği zaman dilediği anı, dilediği kişileri kamerada, cd'de muhafaza etmeye kadirken, o görüntüler her seyredildiğinde aynı olayı tekrar tekrar yaratmaya güç yetirirken; yaşanmış olayların kaybolup gittiği iddiasında bulunmak cahilliktir. Bunların kaybolup gittiği iddiası, yokluk anlamına gelir. Böyle bir şeyin mümkün olmayacağı açıktır. Böyle bir iddia, bir insanın Allah'ın gücünü ve kadrini kavrayamadığını gösterir. Bu kadar detay yaratabilen, insanın zihninde veya bir cd parçasında geçmiş olayların tümünü aynı şekli ile meydana getiren Rabbimiz, tüm detayları sonsuz hıfzında sonsuz kere yaratıp muhafaza etmeye kadirdir elbette. Olaylar, insanın sınırlı hafızasında yok olur giderler ama sonsuz akıl sahibi Allah'ın Katında sonsuza kadar vardırlar.

Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:

Allah, hepsini dirilteceği gün, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. Allah, onları (yaptıklarıyla bir bir) saymıştır; onlar ise onu unutmuşlardır. Allah, herşeye şahid olandır. (Mücadele Suresi, 6)

Burada önemli bir hatırlatmada bulunmak gerekmektedir: Yazı boyunca "Allah'ın hıfzı" sözcüğü, konunun anlaşılması açısından sarfedilmektedir. Yoksa elbette Allah'ın hafızaya ihtiyacı yoktur (Allah'ı tenzih ederiz). Allah sonsuzdur ve Allah'ın yarattığı bilgi de Allah'ın Katında sonsuza kadar duracaktır.

Yaşadıklarımızın sonsuza kadar canlı kalıyor olduğu gerçeği, insanın kendi kanaatine ve inancına kalmış bir konu değildir. Bu, bilimsel, teknik bir gerçektir. Ve kesindir. Bu teknik ve kesin gerçeği görerek insan, yaşadıklarının, gördüklerinin, düşünüp konuştuklarının yok olmadığı, ebedi olarak var olduğu bir sonsuz hayatın varlığı ile karşılaşacaktır. Yaşadıklarının sonsuzlukta var olmasının hikmetlerinin olduğunu, tüm yaptıklarından mutlaka Allah'ın katında sorguya çekileceğini ve bunların tümünün hesabını vereceğini anlayacaktır. Görecektir ki, bu dünya hayatında yaşanan hiçbir şey boşuna değildir, hepsi Allah'ın yarattığı özel bir imtihana aittir ve insan, tüm bunlarla denenmektedir. Yani insan, ahirete hazırlanmaktadır. Sonsuz yaşamı ile buluşacağı ahiret için hazırlık yapmalı, cenneti hak etmek için bu dünya hayatındaki imtihanın gereğini yerine getirmelidir.

Allah'ın, yaşananları sonsuz hıfzında muhafaza ettiği gerçeğini göremeyen kişiler, ahirette bu gerçek ile karşılaştıklarında büyük bir korku yaşayacaklardır. Bu gerçeği takdir edemediklerinden, Rabbimizin büyüklüğünü ve Yüceliğini kavrayamadıklarından, tüm yaptıklarını eksiksiz olarak karşılarında gördüklerinde artık her şey için çok geç olduğunu anlayacaklardır. Hiç ümit etmedikleri sonsuz hayat onlar için başlamıştır artık. Ve onlar, sonsuza kadar kalacakları cehenneme gönderilirler. Allah bir ayetinde şöyle bildirir:

(Önlerine) Kitap konulmuştur; artık suçlu-günahkarların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki: "Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp herşeyi sayıp-döküyor?" Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez. (Kehf Suresi, 49)

------------------

Sonsuz zaman deyince genellikle insanların aklına yüz bin yıl, bir milyon yıl ya da bir milyar yıl gibi rakamlar gelir. Bu sürelerin çok uzun olduğu, asla tükenmeyeceği düşünülür. Sonsuz uzaklık deyince de yine genellikle akıllara yüz bin ışık yılı, bir milyon ışık yılı ya da bir milyar ışık yılı gibi uzaklıklar gelir.

Yazar Hakkında - Diğer Siteler - Email - Üye Ol -

TÜRKÇE KURAN-I KERİM - BİZE DESTEK OLUN - KİTAPLAR - FİLMLER
MAKALELER
- HADİS KÖŞESİ
- DÜNYADAN YANKILAR

BU SİTE HARUN YAHYA'NIN ESERLERİNDEN FAYDALANILARAK HAZIRLANMIŞTIR.
www.harunyahya.org